6 TEMMUZ 2026

Adalet Gecikirse, Şüphe Kalıcılaşır
Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının üzerinden yıllar geçti.
Takvim yaprakları defalarca değişti.
Hükümetler değişti.
Savcılar, hâkimler, bilirkişiler değişti.
Dosyalar el değiştirdi.
Ama değişmeyen tek bir şey var:
Gerçek hâlâ netleşmedi.
Oysa bazı ölümler vardır ki sadece bir insanın hayatını değil, bir toplumun vicdanını da gömer toprağa.
Bazı olaylar sıradan bir kaza olarak kalmaz; hafızaya kazınır, devlete olan güveni test eder.
Bu dosya tam olarak böyle bir dosya.
Çünkü mesele artık bir helikopterin düşmesi değil.
Mesele, bir devletin gerçeği ortaya çıkarma iradesi.
Elbette kazalar olur.
Teknik arızalar olur.
İnsan hatası olur.
Hayatın doğasında bu var.
Toplum bunu anlayabilir, kabullenebilir, hatta acısını sineye çekebilir.
Ama toplumun kabullenemediği başka şeyler var:
Enkazın saatlerce, günlerce bulunamaması…
Arama kurtarma sürecindeki koordinasyon eksiklikleri…
Kaybolduğu söylenen cihazlar, silinen veriler, kararan noktalar…
Çelişkili açıklamalar…
Yıllarca süren ama bir türlü sonuçlanmayan davalar…
Ve her duruşmadan sonra geride kalan aynı cümle:
“Henüz netleşmedi.”
İşte güveni asıl sarsan bu belirsizliktir.
Çünkü insanlar hatayı affeder.
İhmali bile affedebilir.
Ama örtbas ihtimalini asla affetmez.
Bir olayın üzeri kapatılıyor hissi doğduğu anda, gerçek ne olursa olsun vicdan çoktan kararını verir.
Bugün sokakta herhangi bir vatandaşa sorun.
Kimse teknik raporları tartışmıyor.
Kimse meteorolojik verileri konuşmuyor.
Herkes aynı şeyi söylüyor:
“Bu işte bir tuhaflık var.”
Bir ülke için bundan daha ağır bir cümle olabilir mi?
Çünkü devlet dediğimiz yapı, en çok da güvenle ayakta durur.
Güven sarsıldığında en güçlü kurumlar bile içten içe çözülmeye başlar.
Adalet sadece mahkeme salonlarında verilen karar değildir.
Adalet, aynı zamanda toplumu ikna edebilmektir.
İnsanlar “evet, gerçek budur” diyemiyorsa, en kalın dosyalar bile boş sayfadan farksızdır.
Ne yazık ki Türkiye’de büyük olaylarda hep aynı döngüyü yaşıyoruz:
Önce büyük bir şok…
Sonra iddialar…
Ardından kalabalık sanık listeleri…
Yıllarca süren yargılamalar…
Biten duruşmalar, ertelenen kararlar…
Ve en sonunda hafızada kalan tek şey:
Cevapsız sorular.
Oysa adaletin en önemli özelliği hız ve netliktir.
Geciken adalet, adalet olmaktan çıkar.
Çünkü zaman uzadıkça hakikat bulanıklaşır, deliller zayıflar, tanıklar susar, toplum yorulur.
Ve yorulan toplum bir noktadan sonra gerçeği aramayı bırakır.
İşte asıl tehlike budur.
Belki gerçekten bir kazaydı.
Belki sabotaj değildi.
Belki ortada kasıt bile yoktu.
Ama şurası kesin:
Bu kadar yıl geçmesine rağmen gerçeği hâlâ netleştiremeyen bir sistem, en az olayın kendisi kadar sorunludur.
Çünkü adalet sadece suçluyu bulmak değildir.
Adalet, şüpheyi ortadan kaldırmaktır.
Şüphe kaldığı sürece dosya kapanmaz.
Kapanmış görünse bile vicdanda açık kalır.
Bazı davalar sadece hukuki değildir.
Toplumun hafızasıdır.
Vicdanıdır.
Devletin aynasıdır.
Ve vicdan sürüncemede bırakılmaz.
Çünkü adalet gecikirse,
sadece dava uzamaz…
Şüphe kalıcılaşır.
Güven kaybolur.
Kaybeden ise hepimiz oluruz.
Yorumlar
0İlk yorumu siz yapın...
Düşüncelerinizi Paylaşın