22 AĞUSTOS 2026

ASIL İMTİHAN

ASIL İMTİHAN

Yazar: Feyzullah Turan

İnsan, kendisini en güzel sıfatlarla tanımlasa da kendi nefsinden korunmuş olmuyor.



ASIL İMTİHAN
İnsan, kendisini anlatırken çoğu zaman güzel sıfatları seçer. “Müslümanım” der, “
“Milliyetçiyim” der,
“Demokratım” der.

Elbette insanın kendisini hangi değerlerle tanımladığı önemlidir. Fakat bir sıfatın sahibi olmakla, o sıfatın gerektirdiği ahlâkı taşımak aynı şey değildir.
Asıl mesele, söylediğimiz söz ile yaşadığımız hayat arasındaki mesafedir.
“Ben Müslümanım” demek kolaydır. Adalet karşısında ne kadar Müslümanız?
Haksızlığa uğradığımızda adalet isterken, başkasına haksızlık edildiğinde neden susuyoruz?

“Ben milliyetçiyim” demek kolaydır. Milletin hakkı ile kendi çıkarımız karşı karşıya geldiğinde hangisini tercih ediyoruz?

“Ben demokratım” demek kolaydır; Bizim gibi düşünmeyen insanın da hakkını, özgürlüğünü ve onurunu ne kadar savunuyoruz?

İşte insanın asıl imtihanı burada başlıyor. İnsanı değerli kılan, taşıdığı sıfatların çokluğu değil, o sıfatların ahlâkını ne ölçüde yaşadığıdır.
İnsanı sıfatları yüceltmez, aksine insan davranışlarıyla sıfatlarına değer kazandırır.

Tarihimize baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. En yüce inançların, en güzel ideallerin ve en doğru düşüncelerin adına konuşan insanların arasında da hata yapanlar, haksızlık edenler, birbirine iftira atanlar, kendi kusurunu görmeyip başkasının kusurunu büyütenler olmuştur.
Bu durum, inançların veya ideallerin asla değersiz olduğunu göstermez.

Kendimize sormamız gereken soru yalnızca “Ben neyim?” olmamalıdır. Asıl soru, “Ben, olduğumu söylediğim insan gibi yaşayabiliyor muyum?” olmalıdır.

Çünkü insan başkasının bahçesindeki dikeni görmeye çok yatkındır.
Başkasının kusurunu bulmak, yanlışını söylemek, eksikliğini göstermek kolaydır.
Zor olan, aynı dikkati kendi gönül bahçesinde gösterebilmektir.

İyi bir bahçıvan, önce kendi bahçesine bakar. Hangi gülün susuz kaldığını, hangi dalın kuruduğunu, hangi dikenin büyüyüp çevresine zarar vermeye başladığını fark eder.
İnsan, önce kendi gönül bahçesinin bahçıvanı olabilmelidir. Kibrini fark etmek, Hasedini kabul etmek, Kinini sorgulamak, Riyasını görmek, haksızlığını itiraf edebilmek kolay değildir.
İnsanın en zor yüzleştiği kişi çoğu zaman karşısındaki değil, kendisidir. Bahçesindeki dikeni göremeyen bahçıvan, kendini nefsinden koruyamaz.
Belki de nefsin en büyük oyunu, bize sürekli başkalarının dikenlerini göstermesidir.
Böylece kendi dikenlerimizi görmez oluruz. Biz başkasının kibirli olduğunu söylerken kendi kibrimizi, başkasının hasedinden söz ederken kendi hasedimizi, başkasının yanlışlarını anlatırken kendi yanlışlarımızı fark etmeyebiliriz. İnsan, kendisini haklı çıkaracak gerekçeleri bulmakta çoğu zaman çok mahirdir.

Oysa gerçek olgunluk, kendimizi en güzel sıfatlarla tanımlamak değil; o sıfatların gerektirdiği ahlâkla yaşayabilmektir.
Belki de bugün, toplum olarak en çok buna ihtiyacımız vardır.

Hakikat, bizimle olduğu zaman değil, bizimle olmasa da hakikattir.
İnsan, önce kendi gönül bahçesine bakmalı, kendi dikenini tanımalı ve nefsinin onu yanıltabileceğini unutmamalıdır.

Sonuçta hepimiz aynı imtihanın içindeyiz. Hepimizin gülleri var, hepimizin dikenleri var.
Mesele dikensiz bir insan olmak değil; dikenimizi fark edip onu başkasını yaralamadan önce kendi gönül bahçemizde terbiye edebilmektir.

“Gül Dikeni”nin bugün okurlarına vereceği en güzel mesaj,
“Asıl imtihan, söylediğimiz kişi olmak değil, söylediğimiz kişi gibi yaşamaktır.” 22 08 26
ESEN KALINIZ

7

Yorumlar

1
İ
İsmail TURAN22 Ağustos 2026

İnsanın başkasında görüp tepki verdiği hemen her şey, çoğu zaman kendine tuttuğu görünmez bir aynanın yansımasıdır. Başkalarında tahammül edemediğimiz, bizi aşırı öfkelendiren kusurlar; iç dünyamızda bastırdığımız, kabul etmekte zorlandığımız ya da yüzleşmekten kaçındığımız kendi zaaflarımızdan beslenir. Aynı şekilde bir insanda gördüğümüz ve derin bir hayranlık beslediğimiz erdemler de kendi içimizde henüz yeşertemediğimiz, ortaya çıkmayı bekleyen potansiyelin bir işaretidir. Dışımızdaki dünya, aslında kendi iç muhasebemizin yankılandığı bir salondur. Fakat bu aynanın da sağlıklı bir sınırı olmalıdır. Karşımızdaki insanın sergilediği çiğliği, nezaketsizliği, bencilliği ya da haksızlığı açıkça görmek, o kötülüğü mutlaka içimizde taşıdığımız anlamına gelmez. Hayattaki her olumsuz davranışı "bu benim aynamdır" diyerek sadece kendi içine dönük bir suçluluğa çevirmek, kişiyi savunmasız bırakır ve başkalarının sınır ihlallerini meşrulaştırır. İnsan, kendi karanlığıyla yüzleşmekle başkasının sınır tanımazlığına katlanmak arasındaki farkı iyi ayırt etmelidir. Gerçek içsel olgunluk iki adımlı bir dengedir: Birine öfkelendiğimizde veya birini yargıladığımızda önce durup "Bu durum bana kendimle ilgili neyi hatırlatıyor?" diye soracak dürüstlüğü göstermek; ama karşımızdaki yanlış bir eylemde bulunduğunda da sınırımızı net bir şekilde çizebilmektir. Kendi yansımamızla yüzleşecek cesaretimiz yoksa, başkalarına yönelttiğimiz her yargı yalnızca kendi kaçışımızın bir gerekçesi olarak kalır.

Düşüncelerinizi Paylaşın