29 TEMMUZ 2026

Gerçek olan hangisi?
Her gün omuz omuza yaşadığımız hayat mı;
yoksa birbirimizden korkmamızı isteyen bitmeyen kavgalar mı?
Çünkü gerçek hayat, ekranlardaki o gürültüye hiç benzemiyor.
Aynı havayı soluyor, aynı pazardan alışveriş yapıyoruz. Aynı hastanelerde sıra bekliyor, aynı ekonomik zorluklarla mücadele ediyor, aynı depremlerde korkup aynı başarılarda gururlanıyoruz. Hayatın içinde omuz omuza bu kadar "biz" olabiliyorken, siyaset konuşmaya başladığımız anda nasıl oluyor da birbirine düşman iki kampa dönüşüyoruz? Neredeyse herkes bu ülkeyi sevdiğini söylüyor. Herkes adalet, huzur ve güven istiyor. O halde neden ortak bir gelecek kurmakta bu kadar zorlanıyoruz?
Çünkü farkında olmadan ilkeleri değil, tarafları savunmaya başladık. Vatan sevgisini parti sevgisiyle karıştırdık. Adaleti, herkes için geçerli bir hak olmaktan çıkarıp, sadece kendi tarafımız kazandığında değerli saymaya başladık. Ülkenin geleceğini ortak akılla değil, ait olduğumuz mahallenin penceresinden okumaya alıştık.
Oysa bu yapay ayrışma bir tesadüf değil. Toplumu birleştirmesi gereken yapılar, kendi kitlelerini bir arada tutabilmek için sürekli krizler ve korkular üretiyor. Farklılıklarımız bir zenginlik değil, korkulması gereken bir tehdit gibi sunuluyor. Çünkü bizler birbirimizle kavga ettikçe, ortak dertlerimizi ve asıl sorunlarımızı konuşmayı unutuyoruz.
Kutuplaşmanın yarattığı bu sis perdesi, en çok bu çatışmadan beslenenlerin işine yarıyor. Ekranlarda yükselen seslerin ve ağırlaşan suçlamaların sonunda değişmeyen tek şey, her defasında vatandaşın omzundaki yük oluyor.
Belki de en büyük yanılgımız şudur: Herkes bu ülkenin iyiliğini istiyor ama herkes, sadece kendi doğrusunun ülkeyi kurtaracağına inanıyor. İşte ayrılık tam da burada başlıyor. Çünkü farklı düşüneni, dinlenmesi gereken bir vatandaş olarak değil; yenilmesi gereken bir rakip, hatta kötü niyetli bir düşman gibi görmeye başlıyoruz.
Oysa demokrasi, aynı düşünmek değildir. Demokrasi; farklı düşünebilen insanların, ortak kurallara güvenerek aynı geleceği birlikte kurabilmesidir.
Belki de artık birbirimize "Kimin tarafındasın?" diye sormayı bırakıp kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben, bir siyasi kimliğin mensubu olmadan önce, bu ülkenin eşit bir vatandaşı olduğumu gerçekten hatırlıyor muyum?
Siyasi görüşler değişebilir. Partiler değişebilir. Liderler değişebilir. Ama komşumuz değişmeyecek. Çocuklarımız aynı gökyüzünün altında büyümeye, aynı sokaklarda yürümeye ve aynı bayrağın altında yaşamaya devam edecek. Bu yüzden gerçek mesele birbirimizi yenmek değildir. Gerçek mesele; farklılıklarımıza rağmen birbirimizin hukukuna, onuruna ve vatandaşlığına sahip çıkabilmektir.
Çünkü aynı gemide yol alan insanlar rotayı tartışabilir. Farklı yönler önerebilir. Birbirlerini en sert şekilde eleştirebilir. Ama hiçbiri, içinde kendi çocuklarının da bulunduğu gemiyi batırmaya çalışmaz.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizi yenmek ya da ikna etmek değildir. Birbirimizi yeniden vatandaş olarak hatırlamaktır.
Çünkü bir ülkeyi farklı düşünen insanlar değil, birbirini dinlemeyi bırakan insanlar böler. Ve bir milleti ayakta tutan şey, aynı fikirlerde buluşmak değil; ortak vicdanda buluşabilmektir.
Yorumlar
1Kaleminize sağlık
Düşüncelerinizi Paylaşın