7 TEMMUZ 2026

​Belediye Başkanı ve Meclis Üyeleri Partisini mi Temsil Eder, Şehrini mi?

Yerel yönetim üzerine hazırladığım dört yazılık serinin ilk yazısı.

Bu seri herhangi bir kişiyi ya da siyasi partiyi hedef almak için değil; temsil, seçmen iradesi, hukuk ve ortak akıl üzerine birlikte düşünmek amacıyla kaleme alındı.

Siyaset yine bildiğimiz gündemlerle meşgul...

Genel merkezlerde kurultay hesapları, il ve ilçe teşkilatlarındaki güç mücadeleleri, ekranları dolduran parti içi tartışmalar... Bugün bir partide yaşanan kriz yarın bir başkasında yaşanacak; aktörler değişecek ama senaryo büyük ölçüde aynı kalacak.

Fakat bütün bu gürültünün içinde cevaplanması gereken çok daha önemli bir soru var:

Bir belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri, seçildikten sonra partilerini mi temsil eder, yoksa artık yaşadığı şehrin tamamını mı?

Vergisini düzenli ödeyen, sabah işe giderken bozuk yollardan geçen, çöpünün zamanında toplanmasını bekleyen vatandaş için asıl mesele budur. Çünkü insanların günlük hayatını değiştiren şey, parti içi dengeler değil; yerel yönetimin aldığı kararlardır.

Bu sorunun cevabı için yeni siyasi teoriler üretmeye gerek yok. Hukuk zaten açık bir çerçeve çiziyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu, belediye başkanını ve belediye meclisini kentin ortak ihtiyaçlarını karşılamak ve şehir adına karar almakla görevli kamu organları olarak tanımlar. Seçime bir siyasi partinin çatısı altında girilebilir; ancak sandık sonuçlandıktan sonra taşınan sorumluluk yalnızca o partiye değil, o şehirde yaşayan herkese karşıdır.

Başkanın da meclis üyelerinin de asli görevi; parti içi çekişmeleri yönetmek değil, şehri yönetmektir. Çöpün toplanması, yolların yapılması, altyapının güçlendirilmesi, imar kararlarının adaletle uygulanması, esnafın, çiftçinin ve vatandaşın sorunlarına çözüm üretilmesi... Yerel yönetimin varlık sebebi budur.

Şimdi logoları ve siyasi kimlikleri bir an için bir kenara bırakalım.

Bir partinin kendi içinde yaşadığı kriz nedeniyle bir belediye başkanı ya da meclis üyeleri neden taraf seçmek zorunda kalsın? Bu tercihi kime göre yapacaklar? Parti delegelerine göre mi, teşkilat yöneticilerine göre mi? Peki ya farklı partilere oy verdiği hâlde adaya güvenerek destek verenler? Ya sandığa gitmeyenler? Ya da aynı şehirde yaşayan ve belediyenin hizmetlerinden eşit şekilde yararlanma hakkına sahip bütün vatandaşlar?

Bir partinin iç hesaplaşması, bir şehrin geleceğini rehin alamaz. Genel merkezlerde değişen dengeler; bir mahallenin asfaltından, içme suyundan, parkından ya da meclisten geçecek bir imar kararından daha önemli değildir. Çünkü asfaltın partisi, içme suyunun siyasi görüşü, halka sunulan hizmetin ideolojisi olmaz.

Türkiye'de yerel siyasette sıkça tartışılan sorunlardan biri de tam olarak budur. Belediyeler, halkın vergileriyle hizmet üreten kamu kurumları olmaktan çok, zaman zaman siyasi partilerin güç alanları gibi görülmektedir. Oysa gerçek yerel yöneticilik, tam da böyle dönemlerde şu duruşu gösterebilmektir:

"Genel merkezlerde siyaset devam edebilir. Partiler değişebilir, yöneticiler değişebilir, görüş ayrılıkları yaşanabilir. Ancak bizim bu şehre karşı sorumluluğumuz değişmez. Biz bu halktan beş yıllığına hizmet etme yetkisi aldık. Görev süremiz boyunca bize oy verenin de vermeyenin de temsilcisi olmaya devam edeceğiz."

Yanlış soruların peşinden giderek doğru cevaplara ulaşamayız. "Kim hangi gruba geçecek, kim kimin yanında duracak?" tartışmaları yerine, parti içi çekişmelerin bir şehrin hizmet kalitesini neden etkilediğini sorgulamalıyız. Çünkü hiçbir siyasi aidiyet, yaşadığımız şehrin geleceğinden ve vergi veren vatandaşın hakkından daha değerli değildir.

Tam da bu yüzden asıl soruyu yeniden sormamız gerekiyor: Sandık kapandığı an, o kentin kaderini belirlesin diye verdiğimiz vekâlet, nasıl oluyor da bir gecede teşkilatların pazarlık konusu hâline gelebiliyor?

Sahi..., biz oyu partiye mi, adaya mı, yoksa hizmete mi veriyoruz.?

23

Yorumlar

4
T
Tuğba caner8 Temmuz 2026

Emeğinize sağlık ...

Düşüncelerinizi Paylaşın