6 TEMMUZ 2026

"Bir Siyasi Hareket Elindeki Tarihi Fırsatı Kendi Eliyle Nasıl Tüketir?"
Yaşanan bu süreç, sadece bir yönetim krizi ya da stratejik hata değildir. Siyaset sosyolojisi açısından bakıldığında, ana muhalefetin büyük bir gaflet sarmalına sürüklenmesinin ve bu gafletin zamanla toplumsal bir ihanete dönüşmesinin hikâyesidir.
Bu dönüşümü üç aşamada görmek mümkündür:
1. AŞAMA: GAFLET (KENDİ MAHALLESİNE HAPSOLMAK)
Siyasi gaflet; ülkenin ekonomik krizlerle, adalet tartışmalarıyla ve toplumsal sorunlarla mücadele ettiği bir dönemde, halkın beklentilerini ikinci plana iterek partinin kendi iç meselelerine gömülmesidir.
Yerel seçimlerden sonra halkın önemli desteğini alarak birinci parti konumuna yükselen bir siyasi hareketin, bu tarihi fırsatı ülkeyi yönetmeye hazırlanmak için kullanması beklenirdi. Ancak enerjisini çözüm üretmeye değil; tüzük tartışmalarına, mahkeme süreçlerine ve parti içi güç mücadelelerine harcaması ciddi bir siyasi basiretsizliktir.
Daha da önemlisi, kurumsal akılla çözülmesi gereken meselelerin çeşitli grup ve kliklerin etkisine bırakılması, partiyi tüm Türkiye'nin partisi olma iddiasından uzaklaştırmıştır. Böylece geniş toplum kesimlerine açılması gereken bir yapı, kendi iç dengelerinin esiri haline gelmiştir.
2. AŞAMA: GAFLETTEN İHANETE GİDEN YOL (UMUDUN TÜKETİLMESİ)
Siyasette en büyük ihanet yalnızca ülkeye karşı işlenen değildir. En her şeyden öte en büyük ihanet, insanların değişim umuduna, geleceğe dair beklentilerine ve verdikleri siyasi krediye karşı işlenendir.
Uzun yıllardır farklı siyasi tercihlerde bulunmuş, mevcut düzenden yorulmuş ve ilk kez muhalefete yönelmiş milyonlarca seçmen bulunmaktadır. Bu insanlar muhalefete sadece oy vermemiş, aynı zamanda bir sorumluluk yüklemiştir: Ülkeyi yönetmeye talip olmak ve sorunlara çözüm üretmek.
Ancak seçmenin beklentisi bu iken, siyasi gündemin delege hesaplarına, iç çekişmelere ve koltuk mücadelelerine sıkışması; verilen güvenin boşa harcanması anlamına gelir. Halk geçim derdiyle, adalet arayışıyla ve gelecek kaygısıyla mücadele ederken, siyasetin kendi içine kapanması toplumsal güveni aşındırmaktadır.
Dahası, muhalefetin kendi eliyle oluşturduğu bu dağınık görüntü, iktidarın siyasi alanını genişletmektedir. Rakibinin işini zorlaştırmak yerine kolaylaştıran, topluma güven veren bir alternatif görüntüsü oluşturmak yerine yönetilemez bir yapı görüntüsü veren her adım, değişim talebini zayıflatmaktadır. İşte bu noktada gaflet, toplumsal sonuçları olan bir siyasi ihmale dönüşmektedir.
3. AŞAMA: SANDIKTA TASFİYE (HALKIN HÜKMÜ)
Siyasette son sözü daima seçmen söyler. Eğer bu gaflet ve iç çekişme hali devam ederse, seçmen bunu görmezden gelmeyecek; sandıkta kendi değerlendirmesini yapacaktır.
Hiçbir parti seçmeni kendisine mahkûm sanamaz. İnsanlar umut gördükleri yere yönelirler. Eğer mevcut ana muhalefet bu güveni koruyamazsa, seçmen yeni alternatiflere yönelecek; daha dinamik, daha tutarlı ve kendi içinde kavga etmeyen yapılara alan açacaktır.
Parti içindeki gruplar kongreleri kazanabilir, yönetimleri ele geçirebilir, kurumsal mühürleri ellerinde tutabilirler. Ancak toplumsal desteğini kaybetmiş bir siyasi yapının elindeki mühürler onu ayakta tutmaya yetmez. Siyasetin gerçek gücü, toplumun verdiği meşruiyettir.
Toplumun güvenini kaybeden bir parti, bir süre sonra ana muhalefet konumunu da kaybetmeye başlar. Dün arkasında esen toplumsal rüzgârın yerinde sessizlik olduğunu fark ettiğinde ise çoğu zaman artık çok geç kalınmıştır.
Özetle; Birinci parti olmuş, toplumun önemli bir kesiminin umudu haline gelmiş bir siyasi hareketin, bu tarihi fırsatı iç iktidar mücadelelerine ve grup hesaplarına kurban etmesi basit bir yönetim hatası değildir. Bu durum, toplumun değişim iradesini boşa düşüren kurumsal bir gaflettir. Ve siyasi tarih bize göstermektedir ki, halkın umudunu boşa çıkaranlar er ya da geç bunun hesabını sandıkta vermek zorunda kalırlar.
Yorumlar
0İlk yorumu siz yapın...
Düşüncelerinizi Paylaşın