22 TEMMUZ 2026

Siyaset, toplumsal sorunlara çözüm üretmek, adaleti tesis etmek ve yurttaşın yarınına güven inşa etmek için kurulmuş bir hizmet aracıdır. Ancak Türkiye’de siyasal kurumlar ne zaman toplumsal bir beklentinin merkezi haline gelse, enerji dışarıya yani topluma doğru değil; içeriye, yani iktidar ve alan mücadelesine doğru akmaya başlar. Bugün ana muhalefet partisinde yaşanan ayrışmalar, istifalar ve vitrin değişimleri de tam olarak bu kronik tıkanmanın bir yansımasıdır.
"Baba Ocağı" Söylemi ve Pratiğin Çelişkisi
Siyasi yapıların kendilerini ilkesel bir program yerine "baba ocağı" veya "kutsal yuva" gibi duygusal metaforlarla tanımlaması, ilk bakışta kapsayıcı görünebilir. Oysa bir siyasi parti aile evi değil; kamu hukukuna, liyakate ve ortak akla dayalı ilkesel bir organizasyondur. Siyaset "baba ocağı" duygusallığına çekildiğinde; ilkesel eleştiri yapan veya farklı bir vizyon sunan herkes bir anda "evi terk eden hayırsız evlat" durumuna düşürülür.
Tartışma zemini "Ülkenin sorunlarını nasıl çözeriz?" sorusundan çıkıp, "Ocakta kim kalacak, masanın başında kim oturacak?" kavgasına dönüştüğünde ise çelişki kaçınılmaz hale gelir. Lidere veya kliğe sadakatin, ilkeye ve davaya sadakatin önüne geçtiği her yapıda; kurumlar kendi meşruiyetini ve toplumsal inandırıcılığını kendi eliyle aşındırır.
Vatandaş Bu Kavganın Neresinde?
Siyasetin kendi iç mutfağındaki koltuk ve liste dengelerine gömüldüğü bir vasatta, en büyük baskı yine vatandaşa yapılır. Hayat pahalılığıyla, adalet arayışıyla ve yarın kaygısıyla boğuşan yurttaştan, kendisine hiçbir derman sunmayan bu iç iktidar savaşında bir taraf olması, bir kliği desteklemesi beklenir.
Hiçbir siyasi parti, kendi iç sorunlarını toplumun önceliği gibi sunma hakkına sahip değildir. Sorulması gereken en yalın soru şudur: Vatandaş, kendi hayatına dokunmayan ve tamamen kadro/alan kapma yarışına dönüşmüş bir kavgada neden taraf olmak zorundadır?
Kendi dertlerini dile getiren, siyasetçinin iç ikbal çekişmelerine payanda olmak istemeyen yurttaş; kolayca ilgisizlikle veya "sürece zarar vermekle" itham edilir. Böylece vatandaş, ülkenin kaderini tayin eden bir özne olmaktan çıkarılıp, içi boş bir kavganın pasif bir taraftarı haline getirilmeye çalışılır.
Neye Göre, Kime Göre, Kimin İçin?
Bugün yürütülen güç savaşları ulvi ambalajlarla sunulsa da, yalın bir gerçekle yüzleşmek zorundayız. Vatandaşın doğal olarak sorması gereken soru şudur: Bu mücadele gerçekten sokaktaki emeklinin, geleceğinden kaygı duyan gencin ya da adalet arayan yurttaşın dertlerini çözmeye mi odaklanıyor? Şayet verilen mücadele toplumun refahı ve geleceği için olsaydı, tartışmanın merkezinde şahıslar ve pozisyonlar değil; ilkeler, programlar ve nitelikli kadrolar yer alırdı.
Ortada bir fikir mücadelesi değil de bir kadro ve yetki paylaşımı varsa; bu kavga toplum için değil, sadece siyaset esnafının kendi alanını koruması için veriliyor demektir.
Değişim Söylemi ve Gerçek Gündem
İktidara ve değişime bu kadar yaklaşıldığı ifade edilen bir dönemde, enerjinin toplumsal çözüme değil de parti içi hesaplaşmalara harcanması derin bir soruyu beraberinde getiriyor:
Halk, "değişim geliyor" illüzyonuyla uyutuluyor mu?
Toplumun değişim arzusu ve biriken enerjisi, parti koridorlarındaki koltuk mücadeleleriyle sönümlendirildiğinde; siyaset kurumu topluma umut olmak yerine mevcut tıkanıklığı yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşür. Ülke yangın yeriyken mutfaktaki dolapların yerini tartışmak, o evi söndürme iddiasında olanların inandırıcılığını yok ettiği gibi; halkın gerçek sorunlarını da görünmez kılar.
Sonuç: İlkeler Zemininde Bir Gelecek
Siyaset, kişilerin veya kliklerin ikbal alanı değildir. Türkiye'nin ihtiyacı; içe dönük güç savaşlarıyla toplumu oyalayan bir anlayış değil, ilkeleri şahısların önüne koyan, sivil ve birleştirici bir akıldır. Vatandaş, kendisini kapsamayan kavgaya taraf olmak mecburiyetinde değildir; asıl mesele, kendi geleceğine ve ilkelerine sahip çıkabilmesidir.
Bugün bu sorular CHP için soruluyor olabilir, yarın başka bir parti için de sorulabilir. Çünkü mesele partiler değil; siyasetin millete hizmet edip etmediğidir.
Yorumlar
1Etmiyor. Elinize sağlık
Düşüncelerinizi Paylaşın