6 TEMMUZ 2026

CHP’nin Varoluşsal Sınavı:
Büyük Arınma mı, Kayıkçı Kavgası mı?
Türkiye’nin en köklü ve kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), tarihinin enderin ve paradoksal krizlerinden birini yaşıyor. Yaşanan son hukuki ve siyasi gelişmeler,ana muhalefet partisini sadece iki genel başkan arasında değil, aynı zamanda iki tabantabana zıt gelecek vizyonu arasında bir yol ayrımına getirdi.
Bir tarafta, yargı kararıyla Genel Merkez koltuğuna geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun "tarihi misyon" olarak tanımladığı bir tasfiye ve yenilenme iddiası var. Kılıçdaroğlu’nun yakın zamanda dile getirdiği, "FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için özür dilerim" özeleştirisi ve ardından gelen "Atatürk'ün emaneti pavyon masalarına meze yapıldı" çıkışı, onun zihnindeki büyük resmi net bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu perspektiften bakıldığında, 38. Olağan Kurultay’da yaşanan değişim, sıradan bir parti içi demokrasi tecellisi değil; delege iradesini sakatlayan, sinsi bir sızma hareketinin ve "özel bir dizaynın" sonucuydu.Kılıçdaroğlu, geçmişteki saflığını itiraf ederken, bugün kazandığı farkındalıkla partiyi bu odaklardan temizleyeceğini vadediyor. Onun gözünde bu süreç bir koltuk sevdası değil; partiyi "kurucu ayarlarına"döndürme, özgürleştirme ve nihayetinde "temiz bir kurultay sandığı" ile emaneti asıl sahiplerine devretme mücadelesidir. Eğer bu arınma gerçekleşirse, CHP özüne dönecek ve tarihte görülmemiş bir başarıyla iktidara yürüyecektir.
"Kendi evindeki yangını söndüremeyen bir partinin, ülkedeki yangını söndüreceğine dair toplumu ikna etmesi siyaseten ne kadar mümkündür?"
Madalyonun diğer yüzünde ise çok daha ham, çıplak ve sarsıcı bir gerçeklik duruyor: Muhalif seçmenin bitmek bilmeyen derin endişesi ve partinin bir "kayıkçı kavgasına" kurban edilme korkusu.
Özgür Özel ve mevcut yönetimin haklı olarak altını çizdiği üzere, ana muhalefet partisinin iktidar güdümlü yargı kararlarıyla şekillendirilmeye çalışılması, Türk demokrasisi adına kara bir lekedir. Vatandaş derin bir ekonomik krizle, hukuksuzluklarla ve gelecek kaygısıyla boğuşurken; ülkenin birinci partisinin enerjisini içeriye harcaması, odaları kilitleme, elektrik kesme ve birbirini "ajanlıkla" suçlama noktasına gelmesi topluma umut verme kapasitesini dinamitlemektedir.
Son tahlilde önümüzde duran soru şudur: Kendi içinde barışı, birliği ve asgari nezaketi sağlayamayan bir CHP,mevcut iktidarın karşısında nasıl güçlü bir alternatif oluşturabilir?
Eğer Kılıçdaroğlu’nun iddia ettiği gibi bu süreç derin bir arınma değil de, iktidarın yargı eliyle muhalefeti felç etme stratejisine hizmet eden bir iç savaşa dönüşürse, kazanan ne Kılıçdaroğlu ne de Özel olacaktır.Kaybeden, bir kez daha değişim umudunu ana muhalefete bağlayan geniş halk kitleleri olacaktır. Kendi evindeki yangını söndüremeyenlerin, memleketin yangınına çare olmasını beklemek ise ne yazık ki siyaset bilimine de hayatın olağan akışına da aykırıdır...
Yorumlar
0İlk yorumu siz yapın...
Düşüncelerinizi Paylaşın