6 TEMMUZ 2026

“Devlet Öcalan’ı Neden Hâlâ Denklemde Tutuyor?”

Türkiye siyasetinde bazı cümleler vardır ki, söylenmesi bile büyük tartışmalar yaratır. Son günlerde MHP’nin Öcalan için “kurucu lider” ifadesini kullanması ve İmralı’ya gidecek komisyonlara kapıyı aralaması da işte böyle bir çıkış oldu.

Peki bu ne anlama geliyor? Devlet, yıllardır “terör örgütü lideri” dediği bir figürü neden zaman zaman masada tutuyor?

Bu soruyu anlamadan Türkiye’nin Kürt meselesine dair hiçbir şeyi tam olarak çözemeyiz.

Kürt hareketi çok başlı bir yapı: Devlet tek adres ister

Bugün PKK, Kandil, Suriye’deki YPG/SDG, Avrupa yapılanması ve siyasi kanatlar…

Kürt hareketi tek bir merkezden yönetilmiyor.

Bu çok başlılık, devlet açısından bir belirsizlik yaratıyor:

Kime söz geçecek? Kiminle müzakere edilecek? Kiminle çatışma bitecek?

İşte burada Öcalan’ın devreye sokulduğu dönemler olmuştur. Çünkü Öcalan’ın hâlâ hem örgüt tabanı hem siyasi çevreler üzerinde sembolik ve psikolojik etkisi bulunuyor. Parçalanmış yapıyı bir araya getiren tek isim hâlâ o.

“Öcalan’ı muhatap almak” ideolojik değil, stratejik bir tercihtir

Bu noktada devletin yaklaşımını anlamak gerekiyor.

Devlet, Öcalan’ı ideolojik nedenlerle değil, stratejik sebeplerle devrede tutuyor.

Çünkü Öcalan denklemin dışına tamamen çıkarıldığında şu ihtimaller ortaya çıkıyor:

Hareket daha radikal, daha kontrolsüz gruplara bölünüyor.

Kandil kendi çizgisini sertleştiriyor.

Suriye’deki Kürt yapıları Türkiye’den tamamen uzaklaşıyor.

Müzakere kapasitesi sıfırlanıyor çünkü tek muhatap kalmıyor.

Devlet açısından bu, kontrol kaybı demektir.

Oysa Öcalan’ın belli ölçüde “adres” olarak tutulması, Türkiye’nin Kürt meselesinde temsil gücünü yeniden merkezileştirme girişimi olarak okunabilir.

Birçoklarının unuttuğu gerçek: Öcalan sahadan kopsa bile etkisi devam ediyor

Bugün Öcalan’ın fiili olarak örgüt komuta yapısı üzerinde geçmişteki kadar etkili olmadığı söylenebilir.

Ama sembolik ağırlığı, Kürt tabanı için hâlâ güçlüdür.

Bu nedenle devlet, Öcalan’ın etkisini yok etmek yerine zaman zaman “kontrollü biçimde yönlendirmeyi” daha rasyonel görüyor. Bu, bir güvenlik stratejisidir.

“Kurucu lider” ifadesi neden önemli?

Bu ifade ilk defa kullanılmıyor ama bu kadar görünür bir şekilde dillendirilmesi dikkat çekici.

Devletin bazı kurumları ve siyasi aktörleri, Kürt hareketinin siyasallaşması veya Türkiye’ye yakın durması için Öcalan’ın hâlâ bir araç olabileceğini düşünüyor olabilir.

Bu, Türkiye’nin bölgesel çıkarları açısından da anlamlı bir argümandır:

Suriye’deki Kürt güçleri üzerindeki etki artırılabilir.

PKK içi daha sert kanatların manevra alanı daraltılabilir.

Türkiye içeride ve dışarıda “kontrolü kaybetmeyen” aktör olarak kalır.

Bu iyi midir, kötü müdür?

Soru aslında şu:

“Kürt hareketi tek bir merkezden mi temsil edilmeli, yoksa çok başlı bir yapı mı Türkiye için daha güvenli?”

Tarihsel örnekler şunu gösteriyor:

Kontrolün olmadığı çok başlı yapı, güvenlik riskini artırıyor.

Bu yüzden devletin Öcalan’ı denklemde tutması, birçok kişi tarafından “rasyonel bir tercih” olarak değerlendiriliyor. İdeolojik değil; pragmatik, hatta zorunlu bir strateji.

Son söz

Öcalan’ın tamamen devre dışı bırakılması, Türkiye’nin Kürt meselesinde yeni bir kontrol boşluğu yaratabilir.

Bu boşluğu ise kimlerin dolduracağı hiç belli olmaz — Kandil mi, Suriye’deki yapılar mı, yoksa bölgesel güçler mi?

Belki de bu yüzden, devlet her kapıyı kapatmıyor.

Bazı kapılar gerektiğinde aralanmak üzere yarı açık bırakılıyor.

4
1

Yorumlar

0

İlk yorumu siz yapın...

Düşüncelerinizi Paylaşın