19 AĞUSTOS 2026

...Dün Neden Hain Dediğinizi Açıklamak Zorundasınız.  Siyasette 'Seçici Sadakat' ve Hafıza Çıkmazı:

...Dün Neden Hain Dediğinizi Açıklamak Zorundasınız. Siyasette 'Seçici Sadakat' ve Hafıza Çıkmazı:

HAİN KİM? KİME GÖRE, NEYE GÖRE HAİ

N?

“Dün kürsülerden birbirine en ağır hakaretleri edenler, bizi birbirimize düşman edenler bugün yan yana geliyor. Biz de düne kadar omuz omuza verdiğimiz insanlarla, sırf bu ani U dönüşüne ayak uyduramadılar diye düşman mı olacağız? Dün hain dediklerimizle bugün beraber olup, dün beraber olduklarımızı bugün hain mi ilan edeceğiz?”

Bu nasıl bir siyasettir? Millet bu paradoksu nasıl çözecek?

Herkesin birbirine hain dediği yerde haini nasıl bulacağız, ihaneti nasıl ortaya çıkaracağız?

​Siyasi partilerin kitleleri sürekli kutuplaştırdığı, her manevra değişikliğinde kendi içinden ayrılanları “hain” ilan ettiği bu kısır döngü gerçekten bir siyaset tarzı olabilir mi?

​Halkı bir o yana bir bu yana savuranların basiretsizliğini sorgulamadan, “Biz neden sürekli bölünüyoruz?” diye sormaya devam mı edeceğiz?

​Türk Siyasetinde Kavram Enflasyonu ve Hafıza Kaybı

​Türk siyasetinde son çeyrek asra baktığınızda karşınıza tam da bu garip hafıza kaybı ve baş döndürücü kavram enflasyonu çıkıyor. İktidarıyla muhalefetiyle aynı senaryo sahneleniyor.

  • ​Dün kürsülerden birbirini “vesayetçi”, “hırsız”, “katil” ya da “bölücü” diye yaftalayanlar bugün aynı masada oturabiliyor.

  • ​Dün aynı dava veya ideoloji yolunda yürüyenler ise bugün en ağır ihanet suçlamalarıyla hedef alınabiliyor.

​AK Parti ile FETÖ yapılanmasının aynı zeminde yürüdükten sonra birbirini tasfiye eden iki uzlaşmaz cepheye dönüşmesini de gördük;

AK Parti ile MHP’nin en sert rakiplerken tek gövde hâline gelişini de...

​

Diğer tarafta ise farklı siyasi geleneklerin Millet İttifakı çatısı altında toplanırken, dün “Ergenekon’un sorumlusu” veya “Madımak failleri” denilen isimlerin sandık matematiği uğruna bir gecede “Halil İbrahim Sofrası”nın baş köşesine oturtuluşuna şahit olduk. Dün birbirine “faşist” ve “bölücü” diyenlerin kapı arkası protokollerle el sıkıştığını da izledik.

​

Siyasi Dönüşümler Topluma Nasıl Dayatılıyor?

​Mesele ittifak kurmak, ayrılmak veya şartlar değiştiğinde pozisyon değiştirmek değildir.

Asıl mesele, bu değişimlerin topluma nasıl dayatıldığıdır.

​Bir siyasetçi dün “asla yan yana gelinemez” dediği rakibiyle bugün el sıkışabilir. Bunu siyasi şartların değişmesiyle de açıklayabilir.bunun doğru olup olmadığı ayrıca tartışılabilir.

​Fakat dün aynı davranışı yapanı “hain” ilan edip, bugün kendisi yaptığında bir taraf bunu “devlet aklı ve beka”, diğer taraf ise “tarihi uzlaşma ve demokrasi mücadelesi” olarak sunuyorsa; mesele siyasi tercihten çıkar, açık bir ahlak ve tutarlılık krizine dönüşür.

​Kullanışlı Mekanizma: Seçici Sadakat

​Burada sağdan sola tüm partilerin kullandığı son derece kullanışlı bir mekanizma devrede:

Seçici Sadakat.

  • ​

  • Ayrılanları Şeytanlaştırma: Bir partiden ayrılıp yeni bir yol çizenler iktidar cephesinde anında “dava haini” ya da “Truva atı”, muhalefet cephesinde ise “sarayın adamı” ya da “muhalefeti bölen işbirlikçi” ilan ediliyor. Tabanı sorgulatmadan elde tutmanın en ucuz yolu bu yaftalamalardan geçiyor.

  • ​

  • Hasma Kutsallık Atfetme: Dün düşman belletilen hasımla masaya oturulduğunda standartlar bir gecede değişiyor; o pazarlık anında bir taraf için “büyük resim ve devlet menfaati”, diğer taraf için “demokrasinin son kalesi ve fedakârlık” mertebesine yükseltiliyor.

​Böylece aynı siyasi manevra; kimin yaptığına bağlı olarak bir tarafta alçakça bir ihanet, diğer tarafta memleket kurtaran bir erdem sayılabiliyor!

​

Matematiksel Hayatta Kalma Zorunluluğu

​

Bu savrulmaların arkasında derin felsefeler aramak beyhudedir. İster sağda olsun ister solda, gerçek çok daha basittir:

Matematiksel hayatta kalma zorunluluğu.

​

Birkaç puanlık, hatta binde birlik oy hesapları masaları birleştirip ayırabiliyor. “Şartlar değişti, çıkarlarımız örtüşüyor” demek dürüst bir siyasettir.

​

Asıl tehlike; iktidarın siyasi pazarlıklarını “Devlet aklı böyle gerektirdi, perde arkasını siz bilmezsiniz” diyerek, muhalefetin ise “Bu son köprüden önce çıkış, sorgulamayın” diyerek kutsallaştırması ve her türlü eleştiriyi peşinen hainlikle boğmasıdır.

​Oysa devletin bekası ya da cumhuriyetin geleceği, bir siyasetçinin veya partinin koltuk hesabıyla aynı şey değildir. Kendi siyasi ikbalini milletin ve devletin kaderiyle eşitleyen her anlayış, en sonunda vatandaşın soru sorma hakkını suç ilan etmeye başlar.

​Aynı açmaz, “yeni bir yol” iddiasıyla kurulan yapılarda da karşımıza çıkıyor. Hepsi birbirinin içinden çıkıyor. Tabelalar değişiyor; fakat o kutuplaştırıcı dil ve lider tahakkümü aynen yeni çatıların altına taşınıyor.

​Ve günün sonunda faturayı siyasetçiler değil, sokaktaki samimi insan ödüyor.

​Çözüm: Toplumsal Hafıza ve İlkelere Sadakat

​“İhanet” sözcüğü ayağa düşürüldü, ağırlığını yitirdi. Kimi “devlet aklı” diyerek kimi “büyük demokrasi ittifakı” diyerek kendi manevrasına kılıf uydurdukça en temel kavramların içi boşaltıldı.

​Siyasetçiler için dün ettikleri hakaretleri unutup yeni masa kurmak bir günlük iştir.

​Peki o zehirli dile inanıp dostuna, akrabasına, komşusuna düşman olan samimi vatandaş ne yapacak? Ayrıştırdığınız toplumun kırılan kalplerini hangi ittifak veya hangi siyasi kılıf tamir edecek?

​Bu döngüyü kırmanın tek bir yolu var: Milletin kendi hafızasını diri tutması.

  • ​Demokrasi yalnızca sandık günü oy vermek değildir; sandıktan sonra da aklını, vicdanını ve hafızasını koruyabilmektir.

  • ​Kişilere, partilere ve liderlere değil; ilkelere sadakat göstermeyi öğrendiğimizde bu tuzak bozulur.

  • ​

  • Siyasetçilerin günübirlik kavgaları ve koltuk hesapları uğruna kapı komşumuza düşman olmayı reddettiğimizde bu kısır döngü dağılır.

​

Siyasette değişim mümkündür; ancak millete hesap verme sorumluluğu yok sayılamaz.

​Dün hain dediğinize bugün ortak, dün yol arkadaşı olduğunuza bugün düşman diyebilirsiniz; ama dün neden hain dediğinizi ve bugün neyin değiştiğini bu millete dürüstçe açıklamak zorundasınız.

​Omurgalı bir siyaset, ancak hafızası güçlü ve sorgulayan bir toplum iradesiyle inşa edilir.

12
1

Yorumlar

2
İ
İsmail TURAN19 Ağustos 2026

"seni ilgilendirmez", sen git çalış vergini ver.senin yerine düşünecek ali ulvi seçilmiş etkin yetkin üstün insanlar var.

Düşüncelerinizi Paylaşın