6 TEMMUZ 2026
HERKES FETÖ'CÜ İSE, ASIL SORUMLU KİM?
Hafıza Arsızları ve FETÖ Borsası
Türkiye'de siyaset uzun zamandır garip bir alışkanlığın esiri olmuş durumda.
Delil bulamadığında etiket yapıştır.
Tartışmayı kazanamadığında yafta vur.
Cevap veremediğinde suçla.
Ve son yılların en gözde etiketi belli:
"FETÖ'cü!"
Bir siyasetçi mi yükseliyor?
FETÖ'cü.
Bir gazeteci mi eleştiriyor?
FETÖ'cü.
Bir belediye başkanı mı rakip oluyor?
FETÖ'cü.
Son olarak CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e yönelik suçlamalar da bu alışılmış siyasi refleksin son örneği oldu.
Ancak burada küçük bir problem var:
Bu ülkenin hafızası henüz tamamen silinmedi.
Önce şu gerçeği net olarak ortaya koyalım.
FETÖ, devlet kurumlarına sızmış, hukuku ve demokrasiyi kendi amaçları doğrultusunda kullanmış, nihayetinde 15 Temmuz'da silahını millete doğrultmuş bir terör örgütüdür. Bu yapıyla mücadele etmek devletin görevidir ve meşrudur.
Ancak FETÖ ile mücadele etmek başka şeydir; FETÖ suçlamasını günlük siyasetin malzemesine dönüştürmek başka şey.
Peki iddiayı bir adım daha ileri götürelim.
Eğer bugün Özgür Özel hakkında ortaya atılan bazı temaslar, fotoğraflar veya geçmişteki ilişkiler tek başına bir kişiyi "FETÖ'cü" ilan etmeye yetiyorsa, aynı ölçüyü herkes için uygulamak gerekmez mi?
O zaman ortaya çok daha büyük bir çelişki çıkar.
Çünkü bu yapının toplumda ve devlette meşruiyet kazandığı dönemlerde yalnızca bir siyasi hareket değil, Türkiye'nin farklı siyasi geleneklerinden pek çok ismi bu yapıya olumlu yaklaşmıştı.
Bu mantıkla bakarsanız, Turgut Özal'dan Alparslan Türkeş'e, Süleyman Demirel'den Bülent Ecevit'e kadar farklı siyasi çizgilerden liderleri de aynı tartışmanın içine çekmeniz gerekir.
Yıllarca bu yapının gerçek yüzüne dikkat çeken az sayıdaki isimlerden biri olan Hikmet Çetinkaya'nın uyarılarının neden yeterince dikkate alınmadığını da sormanız gerekir.
Daha yakın tarihe gelirseniz, Türkçe Olimpiyatları'nı, devletin zirvesinden yapılan övgüleri, "Ne istediler de vermedik" sözünü ve okyanus ötesine yönelik "Bitsin bu hasret" çağrılarını da hatırlamanız gerekir.
Demek ki mesele birkaç fotoğraf ya da birkaç açıklamadan ibaret değildir.
Çünkü aynı mantık sonuna kadar götürüldüğünde, bu ülkede neredeyse herkes birbirini suçlayabilecek hale gelir.
Oysa hukukta da demokraside de esas olan şey etiketler değil, delillerdir.
Suçun şahsiliği esastır.
Bir insan mahkeme kararıyla yargılanır.
Somut delille suçlanır.
Siyasi ihtiyaçlarla değil.
Bugün ihtiyacımız olan şey yeni düşman listeleri hazırlamak değil, yakın tarihle dürüstçe yüzleşmektir.
Çünkü gerçek muhasebe yapılmadığında, adalet yerini siyasi hesaplaşmaya bırakır.
Ve o noktada ortaya hukuk değil, bir "FETÖ Borsası" çıkar.
Bu borsada gerçekler değil, etiketler işlem görür.
Fakat tarih unutmaz.
Arşiv unutmaz.
Toplum unutmaz.
Ve günün sonunda dönüp aynı soruyu sorar:
Eğer bugün herkes FETÖ'cü ilan ediliyorsa, bu yapının yıllarca devletin içinde büyümesine kimler izin verdi?
İşte cevap bekleyen asıl soru budur.
Yorumlar
0İlk yorumu siz yapın...
Düşüncelerinizi Paylaşın