6 TEMMUZ 2026

İNANMAK MI, İKNA OLMAK MI? TURAN HAYALİNDEN AB KISKACINA KİMLİK ÇIKMAZI...

​İnsanlık tarihi boyunca yanıldığımız en büyük nokta; inanmanın bir bilgi meselesi olduğunu sanmamızdır. Oysa inanmak; görmekten veya bilmekten değil, ikna olmaktan ve ruhun o noktada tatmin bulmasından gelir. Bir insan bir şeye "mutmain" olmuşsa, yani kalbi o fikirle yatışmışsa, önüne dünyadaki tüm bilimsel verileri, ispatları ve gerçekleri de koysanız o duvarı aşamazsınız. İnanç, verinin bittiği yerde başlar.

​İşte tam bu noktada asıl soru karşımıza çıkıyor: Farklı şeylere mutmain olmuş insanlar, birbirlerine neyi, nasıl anlatacaklar?

​Kendi İçinde Bölünenin, Dışarıda Birlik İddiası

​Bugün en büyük dramımız budur. Aynı "Tevhid" sancağı altında birleştiğini söyleyen Müslümanlar bile, tatmin olma noktalarındaki nüanslar yüzünden birbirine düşman mezheplere, tarikatlara ve itikat yollarına savrulmuş durumda. Kendi içinde, aynı dilde ve aynı kıblede "bir" olamayan bir yapı, başka inanç gruplarına veya topluluklara neyi vaat edebilir?

​Birlik dediğimiz şeyin altını doldurmadan kurduğumuz her cümle, birer "hayal dayatması"ndan öteye geçmiyor. Sahi, biz hangi birlikten bahsediyoruz?

​Askeri bir güç birliği mi?

​Ekonomik bir çıkar ortaklığı mı?

​Yoksa gelenek ve inanç kültürünün harmanlandığı bir ruh birliği mi?

​Türkiye Türkleri "Bir" mi ki, Dış Türkler Birleşsin?

​Gerçeklerle yüzleşelim: Türkiye Türkleri kendi içinde ne kadar birlik ki, dış Türklerle bir entegrasyonun hayalini kuruyor? Kim kime, hangi değer üzerinden entegre olacak?

​Birliğin adını doğru koymak zorundayız. Eğer asgari müştereklerde buluşmayı beceremezsek, her birlik projesi bir süre sonra bir tarafın diğerine kendi doğrularını dikte ettiği bir hegemonya mücadelesine dönüşür. Farklılıkları yok sayarak değil, o farklılıklarla beraber nasıl yaşanacağını, nasıl bir "ortak payda" üretileceğini bulmalıyız. Aksi takdirde kurulan her hayal, sadece o hayali kuranların birliği olarak kalır; dışarıda kalanlar içinse bir baskı aracına dönüşür.

​AB Kapısında Kuruyan Turan Hayalleri

​Yıllardır hiçbir ortak noktamız olmayan Avrupa Birliği kapısında bekletiliyoruz. Bu bekleme salonunda geçen onca yıl, sadece vakit kaybettirmedi; aynı zamanda ruhumuzdan, kültürümüzden ve "biz" yapan değerlerimizden de bir şeyler alıp götürdü. AB’nin dayatmalarıyla şekillenirken, bir yandan da hayalimizdeki Turan birliğinden ne kadar uzaklaştığımızın farkında mıyız?

​Belki de en acı gerçek şu: Günün birinde şartlar olgunlaşsa ve o çok arzulanan TURAN BİRLİĞİ kurulsa; biz o kapıdan içeri girebilecek durumda olacak mıyız? Kendi kimliğini AB koridorlarında törpülemiş, inanç birliğini mezhep kavgalarına kurban etmiş bir Türkiye, Turan’ın neresinde yer alacak?

​Hayal Kurarken Hayal Görmeyelim

​Geleceği inşa etmek istiyorsak, önce inançların ve kabullerin birer "mutmain olma" meselesi olduğunu kabul edip, insanları ikna etmeye çalışmak yerine anlamaya çalışmalıyız. Ortak bir gelecek, ancak ortak bir hayalle mümkündür. Ama bu hayal, ayakları yere basan, ekonomik ve sosyal gerçekliklerle örülmüş bir vizyon olmalıdır.

​Kısacası; başkasının dayattığı hayallerin peşinde koşarken, kendi gerçeğimize yabancılaşıyoruz. Hayal kurmak güzeldir, lakin hayal kurarken "hayal görmeye" başlarsak, uyandığımızda elimizde ne birliğimiz kalır ne de benliğimiz.

​Maalesef, bugün tam da bu uçurumun kenarındayız.

6
1

Yorumlar

0

İlk yorumu siz yapın...

Düşüncelerinizi Paylaşın