6 TEMMUZ 2026

LAİKLİK TARTIŞMASININ ORTASINDA SIKIŞAN TÜRKİYE

Türkiye’de laiklik tartışması neredeyse yüz yıldır bitmiyor.

Bir kesim sürekli “laiklik elden gidiyor” diyor.

Diğer kesim ise “dinimize karışılıyor” diye itiraz ediyor.

Ama bu tartışmada çoğu zaman gözden kaçan bir gerçek var:

Bu kavganın ortasında sıkışıp kalan çok büyük bir toplum kesimi bulunuyor.

Cumhuriyet kurulduğunda devlet dini tamamen özgür bırakmadı. Bunun yerine dini kontrol eden bir sistem kurdu. Amaç dini siyasetin dışında tutmaktı. Ancak pratikte ortaya çıkan şey, devletin dini yönettiği bir yapı oldu.

- İmamların maaşı devlet tarafından ödeniyor,

- Camiler devletin denetiminde,

- Hutbeler merkezi olarak hazırlanıyor.

Bu yapı uzun yıllar boyunca dindar kesim tarafından baskı olarak algılandı.

Çok partili hayata geçildikten sonra tablo değişmeye başladı.

Adnan Menderes döneminde dini görünürlük arttı.

Yıllar sonra ise muhafazakâr siyasetin güçlenmesiyle bu süreç Recep Tayyip Erdoğan döneminde zirveye ulaştı.

Böylece tarih ilginç bir döngü oluşturdu: bir dönem devleti kontrol eden seküler elitler dini alanı sınırlıyordu, bugün ise devleti kontrol eden muhafazakâr siyaset dini kamusal alanda güçlendiriyor.

Ama değişmeyen bir şey var: devlet hâlâ dinin dışında değil, tam ortasında duruyor.

Bu yüzden Türkiye’de laiklik hiçbir zaman gerçek anlamıyla tarafsız bir sistem haline gelemedi. Tartışma sürekli iki korku arasında gidip geliyor:

“Laiklik elden gidiyor” korkusu ile

“Din elden gidiyor” korkusu.

Fransa: Devlet din işlerine karışmaz, finansman sağlamaz, dini tamamen özel alan kabul eder. Buna laïcité denir.

ABD: Devlet din işlerine karışmaz ama dini kurumlar kamusal alanda özgürce var olabilir; kiliseler tamamen bağımsızdır.

Türkiye’de ise durum farklıdır: devlet dini yönetir.

Bu açıdan Türkiye modeli hem Fransa’dan hem ABD’den ayrılır.

Fransa’da laiklik = devlet-din ayrımı

ABD’de laiklik = devletin dini kontrol etmemesi

Türkiye’de laiklik = devlet dini kontrol ediyor ama siyasete müdahale etme dengesiyle

Oysa bu iki uç arasında yaşayan geniş bir toplumsal kesim var.

Ne dinin siyasete tamamen hakim olmasını istiyorlar ne de devletin dini kontrol ederek toplumu şekillendirmesini.

Belki de artık Türkiye’nin asıl sorması gereken soru şu:

Gerçekten laikliği mi tartışıyoruz,

yoksa devletin ideolojik yönünü kimin belirleyeceğini mi?

3
1

Yorumlar

1
T
Tuğba caner9 Temmuz 2026

Devletin neden bir ideolojisi olsun ki?

Düşüncelerinizi Paylaşın