6 TEMMUZ 2026
OTORİTENİN İFLASI VE SOKAKTAKİ ANOMİ: URFA VE MARAŞ BİZE NE ANLATTI?
Son iki gündür Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, sadece birer asayiş vakası ya da kişisel bir cinnet hali olarak okunamaz. Okullara kadar sızan, çocukların elinde namluya dönüşen bu şiddet dalgası; toplumsal yapımızın en küçük hücresi olan aileden başlayıp, devletin en büyük mekanizmalarına kadar uzanan bir "otorite krizi"nin ilanıdır.
Disiplin Gitti, Yerine Ne Geldi?
Yıllarca geleneksel toplum yapımızda "baba" evde, "öğretmen" okulda disiplinin ve toplumsal sınırların bekçisiydi. Kabul etmeliyiz ki; o dönemlerdeki disiplin anlayışı (zaman zaman fiziksel cezaya dayansa da) bireyin üzerinde bir otokontrol mekanizması kuruyordu. Çocuk, bir otoritenin varlığını hissediyor, sınırlarını biliyor ve "hayır" cevabının ağırlığını tartabiliyordu.
Modernleşme ve bireyin kutsanması süreciyle birlikte devlet, haklı olarak fiziksel şiddeti yasakladı ve bireyi koruma altına aldı. Ancak burada hayati bir hata yapıldı: Geleneksel disiplin mekanizmaları tasfiye edilirken, yerlerine modern, ikna edici ve manevi gücü yüksek yeni otorite modelleri inşa edilemedi. Baba "etkisiz eleman", öğretmen ise sadece bir "hizmet sağlayıcı" konumuna itildi.
Sonuç? Sınır tanımayan, reddedilmeyi kabul etmeyen ve gücü sadece silahta bulan bir "anomi" (kuralsızlık) hali.
"Ebeveynlik Ehliyeti" Bir Lüks mü, İhtiyaç mı?
Toplum olarak artık şunu tartışmalıyız: Evlilik ve çocuk yetiştirmek, sadece biyolojik bir süreç mi yoksa ağır bir sosyal sorumluluk mu? Bugün bir otomobili kullanmak için bile yeterlilik sınavına giren insanoğlu, bir insanın karakterini şekillendirme yetkisini (ebeveynliği) hiçbir kontrolden geçmeden alabiliyor.
Urfa ve Maraş örnekleri gösteriyor ki; devletin her alana dokunan düzenleyici bir mekanizma olması artık kaçınılmazdır. Evlilik öncesi bir "yeterlilik kontrolü", bireyin psikolojik olgunluğunun ve öfke kontrolünün ölçülmesi, belki de gelecekteki nice facianın önüne geçecek en radikal ama en gerekli adımdır. Sosyal devlet, aile bozulduktan sonra devreye giren bir "tamirci" değil, ailenin bozulmasını engelleyen bir "mimar" olmalıdır.
Evrenseli Yerelden İnşa Etmek
Bizler, Batı’nın "aşırı bireyci" kodlarını kopyalayarak evrensel bilince ulaşamayız. Bizim kurtuluşumuz, kendi kültürel alt bilinçlerimizi güçlendirmekten geçiyor. Anadolu’nun kadim "emanet" bilincini, "komşuluk" hukukunu ve "saygı" geleneğini modern dünyanın "hak ve sorumluluk" kavramlarıyla harmanlamak zorundayız.
Otoriteyi korkuyla değil, liyakat ve saygı ile yeniden kurmalıyız. Babanın evdeki vakarı, öğretmenin sınıftaki itibarı iade edilmediği sürece; devlet sokaklara ne kadar polis dikerse diksin, okullardaki o sinsi şiddeti dindiremeyecektir.
Sonuç olarak; Urfa ve Maraş’taki patlamalar, toplumsal bir fay hattının kırılmasıdır. Eğer aileyi bir "disiplin ve terbiye ocağı", okulu ise sadece bilginin değil "karakterin" inşa edildiği bir kale haline getiremezsek; evrensel değerler sadece kağıt üzerinde kalacak, sokaklarımız ise o köksüz öfkenin esiri olmaya devam edecektir.
Şimdi sormak lazım: Çocuklarımızı korumak için daha kaç namlunun ucuna bakmamız gerekiyor?
Yorumlar
0İlk yorumu siz yapın...
Düşüncelerinizi Paylaşın