6 TEMMUZ 2026

Siyaset, günümüzde bir kariyer planlaması gibi görülüyor. Genç yaşta bir partide yer edinmek, merdivenleri tırmanmak, medya önünde görünür olmak, sonra milletvekilliği ya da belediye başkanlığı koltuğuna oturmak…

Bütün bu süreç, artık bir meslek gibi pazarlanıyor. Hatta bazıları için hayatın tek amacı hâline geliyor.

Oysa gerçek şu ki:

Siyaset bir iş kolu değildir.

Siyasetçi de bir meslek erbabı değildir.

Siyaset; halkın vicdanını temsil eden, memleketin aksayan yönlerine müdahale edebilecek çözüm yollarını arayan, bu uğurda kendinden fedakârlık yapmaya hazır, idealist insanların işi olmalıdır.

Asıl görevleri; hak eden insanları bulmak, liyakatli isimleri ikna edip göreve getirmek, milletin geleceğine değer katmaktır.

Ama bugün siyaset dediğimiz mekanizma, çoğu zaman kendi çıkarı için bu alanı kullananların oyuncağına dönmüş durumda.

Makamlar, hizmet için değil, şöhret ve servet için isteniyor.

Görevler, bilgiye ve tecrübeye göre değil, biat ve sadakate göre dağıtılıyor.

Devlet, milletin evi olmaktan çıkıp dar kliklerin çıkar çatışma alanına dönüyor.

İşte bu noktada asıl büyük günah işleniyor.

Kim ki siyaseti şahsi menfaati, siyasi ikbali veya sosyal itibarı için kullanıyorsa…

O kişi sadece kamu malını değil, milletin umudunu ve geleceğini de gasp etmektedir.

Ve bu, belki de kul hakkının en büyüğüdür.

Çünkü bir köylünün yoldan geçerken çukura düşmesi, zamanında yapılmayan bir hizmetin sonucudur.

Bir gencin liyakatsizlik yüzünden işsiz kalması, torpille doldurulan kadroların sonucudur.

Bir milletin seçimlerden ümidi kesmesi, adaletsiz siyasetin sonucudur.

Osmanlı’da makamlar teklif edilirdi, insanlar ayak diretir, "kaldıramam bu yükü" derdi.

Şimdi ise insanlar sıraya giriyor. "Yeter ki koltuk verin" diyor.

Çünkü anlayış değişti.

Mesuliyetin yerini menfaat aldı.

Emanetin yerini imtiyaz aldı.

Sadakatin yerini yağcılık aldı.

Artık uyanmak zorundayız.

Siyaset yeniden, ahlak temelli bir hizmet alanına dönmelidir.

Görev istenen değil, gerektiğinde alınan bir sorumluluk olmalı,

Liyakatsiz adamlar değil, ehil olanlar öne çıkmalı,

Makam için eğilen değil, hakkı tutup kaldıranlar kıymet görmeli.

Çünkü siyaset temizlenmeden, toplum nefes alamaz.

Toplum nefes alamazsa, devlet yaşasa bile adaletle hükmedemez.

Bu yüzden siyaset, bir meslek değil; bir emanet olarak görülmelidir.

Bu emaneti taşıyacak olanlar da, sadece seçimle değil;

vicdanla, inançla, ahlakla ve halkın duasıyla seçilmelidir.

Bir gün siyaset bu özüne dönerse, sadece devlet değil;

milletin alnı da yüreği de aydınlanacaktır.

4
1

Yorumlar

0

İlk yorumu siz yapın...

Düşüncelerinizi Paylaşın