31 TEMMUZ 2026

Gerçek Bir Halk Hareketi Nasıl Olacak..?
Yeni kurulan bir siyasi hareketi değerlendirirken ilk bakılması gereken şey meydandaki kalabalığın büyüklüğü değildir.
Asıl soru şudur: O kalabalığın içinde, o hareketi kuran siyasi geleneğin dışından kaç kişi var?
Meydanlardaki sayı binlerle, on binlerle ifade edilebilir. Ancak siyasette kalıcı etkiyi yaratan şey kalabalıkların niceliği değil, niteliksel çeşitliliğidir.
Dışarıdan süreci izleyen vatandaşın bakış açısı son derece nettir: İnsanlar kaç CHP li belediye başkanının, meclis üyesinin veya eski CHP linin YENİPARTİ ye geçip geçmediğini merak etmiyor.
Hele ki iktidar partisine geçişlerin yaşandığı ve yeni transferlerin konuşulduğu bir siyaset atmosferinde, mevcut kadroların bir mekândan diğerine kayması seçmenin gözünde bir umut üretmiyor.
Vatandaşın asıl görmek istediği şey; gerçekten değişim isteyen, farklı siyasi geleneklerden ve toplumun her kesiminden isimlerin bu yeni yapıda yan yana gelip gelemediğidir.
Eğer yeni denilediğimiz hareket, sadece tek bir partinin içinden çıkan isimlerin yer değiştirmesinden ibaret kalırsa; o fotoğraf kareleri öndekilerin şov yaptığı, arkadakilerin ise figüran olduğu ve Türk milletinin daha önce defalarca izlediği bayat filmlerin tekrarından başka bir şey olamaz.
Bir siyasi hareket topluma ilk mesajını verirken seçtiği mekânla aslında zihinsel sınırlarını da ilan eder.
İlk açıklamanın aceleyle ve CHP Torbalı ilçe binası önünde yapılması, ister istemez birçok kişide "Bu, sadece o siyasi gelenekten gelenlerin yeni adresi" algısını güçlendirdi.
Oysa ilk günden toplumun her kesimine hitap eden ortak ve bağımsız bir alanda verilen bir mesaj; "YENİPARTİ belli bir gruba değil, değişim isteyen herkese sesleniyor" düşüncesini çok daha güçlü oluşturabilirdi.
Gerçek bir toplumsal kucaklaşma, bir mahallenin ev sahibi olduğu ve sadece akrabaların çağırıldığı bir davetle değil; herkesin davet edildiği ortak zeminlerde başlar.
Kapsayıcılık söyleminin inandırıcılığı zamanlamada gizlidir: Erkenden gidip koltukları kapmak, yönetim kadrolarını önceden paylaşıp sonra "Kapıyı sonuna kadar açtık" demek inandırıcı değildir.
Dışarıdan gelenlere yalnızca "takipçi" veya "sonradan eklemlenen" rolünün kaldığı bir mimariden kitlesel bir halk hareketi doğmaz.
Toplum artık eskilerin yeni ambalajlarla sahneye çıktığı uygulamalara doydu. Yelpazenin sağından soluna onlarca "yeni" partinin kurulduğu bir siyaset ortamında; sadece tabelayı ve aktörlerin oturduğu sandalyeleri değiştirmek toplumsal bir dinamizm yaratmaz.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; ayrıştırmayan, kimseyi dışarıda bırakmayan, her yurttaşın "Evet, ben de burada kendimin temsil edildiğini görüyorum" diyebileceği kucaklayıcı bir anlayıştır.
Tabelanın gösterişi değil, o tabelanın altına iradesini koyan karışık ve nitelikli kalabalıklar seçim kazandırır.
Bu değerlendirmeler, tamamen samimi bir eleştiri ve yapıcı bir uyarı niteliğindedir. Maksadın dışında bir anlam aramak gaflet olur. Başta değişim iddiasıyla yola çıkanlar olmak üzere, bütün siyasi hareketlerin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir:
Gerçek değişim; koltukları kapıştıktan sonra kapıyı açmakla değil, daha ilk günden o masayı toplumun tüm kesimleriyle birlikte kurmakla mümkündür.
Yarın CHP de temizlendim değiştim deyip kapılarını herkese açarsa şaşırmayın daha iktidarın ve diğer muhalefet partilerinin bu süreçlerde nasıl değişeceğini yenileneceğinide hesaba katmak gerekir.
Yeni adımların vatana ve millete hayırlı olmasını, dar kadroculuğu aşıp tüm kitleleri kucaklayan bir anlayışa vesile olmasını temenni ederiz.
Yorumlar
2Valla bilmiyorum seçimi bahsettiğiniz yetkinliklere sahip parti kazanır.Taban da üsttekiler kadar çürümüş geliyor bana😢 öyle ütopik ki yazılanlar okuyunca insan bir umut etmiyor değil, ama durum içler acısı, bu halk uyanmadan da düzelmeyecek bence bu sefer. Türkiye de insanlar kurtarıcı beklememeyi öğrenmeli, kendi muhasebesini yaparak bireyler dogrulmali artık.
Düşüncelerinizi Paylaşın