15 AĞUSTOS 2026

Torbalı Belediyesi ve Bilgi Edinme Hakkı: Peki Kimi İlgilendiriyor?
Yetkiyi veren ben.
Vergiyi veren ben.
Bu şehrin çilesini de güzelliğini de çeken ben.
Benim paramla, bana hizmet etmek için o makamlara gelenlerin bana verdiği cevap:
“Şahsınızı doğrudan ilgilendirmez.”
Bilgi istedik mi: “Seni ilgilendirmez.”
Liyakat sorduk mu: “Merakını gideremeyiz.”
Hesap sorduk mu: “Haddini bil.”
İyi de, beni ilgilendirmiyorsa BU ŞEHİRDE KİMİ İLGİLENDİRİYOR?
Torbalı Belediyesi'ne Resmi Başvuru ve Verilen Yanıt
Torbalı Belediyesi'ne resmi bir dilekçeyle sordum:
“Bu kenti yöneten , müdürlerin, idarecilerin eğitimi nedir, liyakati nedir?”
Gelen resmi cevap tek bir cümleyle özetlendi:
“Şahsınızı doğrudan ilgilendirmiyor.”
Üstelik idarenin, kişilerin merakını gidermekle yükümlü olmadığı bildirildi.
Bazen tek bir cümle, bir kurumun vatandaşa nasıl baktığını anlatmaya yeter.
Ben de üzerinde biraz düşündüm:
Gerçekten ne demek bu?
Ben bu şehirde yaşıyorum.
Vergi veriyorum.
Bu belediyenin aldığı kararlardan etkileniyorum.
Yaptığı hizmetlerin sonucunu günlük hayatımda görüyorum.
O halde benim yaşadığım şehirde kamu adına kullanılan yetki beni ilgilendirmiyorsa, kimi ilgilendiriyor?
Bence asıl konuşmamız gereken yer tam burası.
Vatandaşlık Görevi Sandıkta Bitmez
Çünkü Türkiye'de vatandaşla kamu yönetimi arasındaki ilişkiyi hâlâ yanlış bir yerden kuruyoruz. Sanki vatandaş seçim günü sandığa gider, oyunu verir ve sonra işini bitirmiş olur.
Hayır.
Vatandaşın görevi sandıkta başlamaz, sandıkta bitmez.
Seçim, vatandaşın yönetime verdiği yetkinin başlangıç noktasıdır; sonu değil.
Vatandaş seçer.
Sonra izler.
Sorular sorar.
Bilgi ister.
Eleştirir.
Takdir eder.
Gerektiğinde hesap sorar.
Bunda olağanüstü hiçbir şey yoktur; tam tersine, demokrasinin en basit tariflerinden biridir.
Bir belediye başkanı göreve gelirken vatandaştan yetki ister:
“Beni seçin, bu şehri ben yöneteceğim, size hizmet edeceğim.”
Peki seçimden sonra aynı vatandaş soru sorduğunda neden rahatsızlık başlar?
Yetki isterken vatandaşın fikri önemli, yetki verildikten sonra sorusu önemsiz olabilir mi?
Olmaz.
Çünkü o makam kimsenin şahsi mülkü değildir. O makam, vatandaşın verdiği yetkiyle vardır.
Belediyenin bütçesi de kimsenin şahsi parası değildir. O para vatandaşın ödediği vergilerden, kamu kaynaklarından ve ortak şehir ekonomisinden oluşur.
O halde o paranın nasıl harcandığını sormak neden ayıp olsun?
Bir müdürün hangi eğitimden geldiğini sormak neden hakaret olsun?
Bir yöneticinin hangi mesleki tecrübeye sahip olduğunu öğrenmek neden “merak” olarak küçümsensin?
Liyakat varsa bilmek isterim.
Çünkü bilmek, suçlamak değildir.
Sormak, düşmanlık değildir.
Denetlemek, kavga etmek değildir.
Tam tersine... Bunlar kamu yönetimine sahip çıkmanın yollarıdır.
Meclis Üyelerinin Sorumluluğu ve Kamu Görevi
Üstelik bu sorumluluk yalnızca belediye başkanına ait değildir. Belediye meclisinde vatandaşın oyuyla oturan her meclis üyesinin de aynı sorumluluğu vardır.
Hangi partiden seçilmiş olursa olsun; iktidar grubunda olsun, muhalefette olsun...
Çünkü meclis üyeleri orada yalnızca siyasi gruplarının temsilcisi olarak bulunmuyor; Torbalı halkının temsilcisi olarak bulunuyorlar.
Vatandaşın sorduğu soru onların da sorusudur.
Vatandaşın görmek istediği belge, onların da görmek isteyebileceği belgedir.
Vatandaşın cevabını aradığı mesele, onların da denetim alanındadır.
Bunun için onlardan benimle aynı düşünmelerini istemiyorum.
Benim istediğim çok daha basit:
Siyasi kimliklerinin önüne kamu sorumluluklarını koymaları.
Çünkü bugün bir siyasi parti yönetir, yarın başka bir siyasi parti yönetebilir.
Bugün bir belediye başkanı vardır, yarın başka biri gelir.
Ama belediyenin vatandaşa karşı sorumluluğu değişmemelidir.
İşte benim asıl meselem budur.
Ben bir kişiye karşı değilim.
Bir partiye karşı da değilim.
Ben, vatandaşın kamu yönetimi karşısında kendisini ikinci sınıf hissettiği anlayışa karşıyım.
“Sen kimsin de soruyorsun?” anlayışına karşıyım.
“Bunu bilmek senin işin değil.” anlayışına karşıyım.
Çünkü vatandaş kimdir biliyor musunuz?
Vatandaş, o makamların varlık sebebidir.
Yetkiyi veren odur.
Vergiyi veren odur.
Hizmetin parasını ödeyen odur.
Seçimde oy veren odur.
Ve gerektiğinde hesabını soran da odur.
Bu yüzden kamu görevlisinin vatandaşa karşı taşıması gereken ilk duygu, üstünlük değil sorumluluk olmalıdır.
Vatandaşın da kamu yönetimine karşı taşıması gereken duygu, korku değil hak sahibi olma bilinci olmalıdır.
Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik
Ben bugün sadece bir bilgi istedim. Belki yarın başka bir vatandaş başka bir şey isteyecek.
Önemli olan benim aldığım cevap değil; önemli olan, vatandaş soru sorduğunda kamu yönetiminin nasıl cevap verdiğidir.
Çünkü şeffaflık, işler iyi giderken söylenen güzel bir söz değildir; rahatsız edici bir soru geldiğinde gösterilen tavırdır.
Hesap verebilirlik de alkışlanırken değil, eleştirilirken sınanır.
Benim meselem tam olarak budur.
Kimseyle kavga etmek istemiyorum.
Kimseyi hedef göstermek istemiyorum.
Ama vatandaş olarak hakkımı da bir kenara bırakmak istemiyorum.
Çünkü:
Bu şehir bizim.
Belediye bizim.
Kamu kaynakları bizim.
Ve bizi yöneten makamlar da bizim verdiğimiz yetkiyle oradalar.
O halde kimse kusura bakmasın:
Vatandaş soracak.
Vatandaş bilecek.
Vatandaş takip edecek.
Ve gerektiğinde:
“Bu nasıl oldu?” diye soracak.
Bunun adı merak değildir.
Bunun adı siyaset de değildir.
Bunun adı vatandaşlıktır.
Ve bence artık hepimizin şu basit gerçeği hatırlama zamanı gelmiştir:
Kamu makamları vatandaştan üstün değildir.
Vatandaşın hizmetindedir.
Yazımın değerlendirilmesini tüm Torbalının vicdanına bırakıyorum.
Ben de bir vatandaş olarak sormaya, öğrenmeye ve takip etmeye devam edeceğim. Vatandaşlık sorumluluğumu sonuna kadar yerine getirecek, tüm yasal yollara başvurarak hakkımı sonuna kadar savunacağım.
Torbalı’da Yaşayan Bir Vatandaş
Not: Dilekçem ve belediyenin cevabı yorumlarda.
Yorumlar
3🤔
Düşüncelerinizi Paylaşın