6 AĞUSTOS 2026

TÜRK SİYASETİNE TARİHSEL BİR UYARI:

Kurucu İradeyi İdeolojik İpotekten Çıkarın veya Türkiye’yi Anlamaktan Vazgeçin!


Türkiye siyasal hayatı ve modern düşünce tarihi incelendiğinde; bugün yaşanan toplumsal kutuplaşmanın, siyasi tıkanıklıkların ve kitlelerdeki derin güvensizlik duygusunun en temel nedeni, devletin kurucu iradesinin, Cumhuriyet’in asli değerlerinin ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün temsil ettiği ortak devlet aklının dar siyasi hesaplara, ithal ideolojilere ve sığ kamplaşmalara kurban edilmesidir.


Türkiye’de siyaset yapma iddiasındaki kadroların düştüğü en büyük yanılgı; ambalaj değiştirmeyi, yeni binalara taşınmayı veya birkaç esnaf ziyareti yapmayı "milleti anlamak" sanmalarıdır. Oysa bu ülkenin zihin kodlarını ve toplumsal hafızasını yönlendiren ana omurga kurucu iradedir. Kurucu iradeyi doğru bir zemine oturtamayan, Cumhuriyet’i toplumsal bir barış köprüsü kılamayan hiçbir siyasi anlayışın bu topraklara, bu milletin ruh haline ve kaygılarına dair tek bir kelime dahi anlama şansı yoktur.


Türk siyasetinde gerek mevcut iktidar ve muhalefet bloklarında yaşanan derin tıkanma, gerekse bu tıkanıklık üzerinden "Yeni Siyaset" vaadiyle ortaya çıkan tüm alternatif arayışlar toplumda bir beklenti yaratmaktadır. Ancak bu hareketler; sağdan sola eskinin yenisi olan birçok yapının düştüğü tarihsel hataları tekrarlarsa, ambalaj değiştirmek veya yeni binalara taşınmak Türkiye’nin temel meselesini çözmeye yetmeyecektir.


Türkiye siyasetinin önündeki acil ve hayati ödev, Amerika’yı yeniden keşfetmek değil; kurucu iradeyi ve Cumhuriyet mirasını ideolojik bagajlardan kurtararak yeniden milletin sarsılmaz ortak çatısı haline getirmektir.

Bu uyarı; iktidarıyla, muhalefetiyle ve yeni kurulan tüm yapılarıyla Türk siyasetinin tamamınadır.


I. TÜRK SOLUNA VE SEKÜLER SİYASETE İHTAR:


Kurucu İrade Bir Partinin Mülkü, Marjinal Odakların Meşruiyet Kalkanı Değildir!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının inşa ettiği özgün siyasi mimari, Batı'dan ithal edilmiş şablonlara değil, Türk milletinin kendi sosyolojik gerçeklerine ve tam bağımsızlık iradesine dayanan organik bir bütündür.


Ancak kendisini kurucu mirasın tek hamisi ilan eden sol ve seküler siyaset, zamanla bizzat kendi köklerine ve kurucu felsefesine yabancılaşmıştır. Bu yabancılaşma ve tarihsel sapma şu dört somut eksende gerçekleşmiştir:


Altı Ok’un Parçalanması ve İthal Ezberlere Kurban Edilmesi: Atatürk’ün ortaya koyduğu Altı Ok, birbirini tamamlayan bütünsel bir sistemdir. 1960’lardan itibaren sol siyaset bu bütünsel mirasa "seçici" bir yaklaşımla müdahale etmiş; içinden sadece Halkçılık ve Devletçilik ilkelerini cımbızla çekerek öne çıkarmıştır. Bu ilkeler de Atatürk’ün yüklediği milli anlamlardan koparılarak dönemin evrensel sol literatürüne göre yeniden formüle edilmiştir.


Milli Dayanışmadan Sınıf Çatışmasına Eksen Kayması: 


Türk Devrimi’nin en özgün niteliği, Avrupa’yı yıkıma sürükleyen sınıf çatışmasını reddedip toplumu uyumlu bir bütün olarak gören "milli dayanışma" (solidarizm) anlayışıdır. Sol siyaset ise bu birleştirici dili tasfiye ederek ezen-ezilen, işçi-işveren gibi sınıfsal ve kutuplaştırıcı bir jargona sarılmış; Anadolu insanını peşinen bu kalıpların dışına itmiştir.


Atatürk İmgesinin Vesayet Aracı ve Meşruiyet Kalkanı Yapılması: 


Solun düştüğü en büyük çelişki; bir yandan Atatürk imgesini Anadolu insanına karşı bir kültürel üstünlük ve vesayet argümanı olarak kullanırken, diğer yandan toplumsallaşma uğruna kurucu değerlere, üniter devlete ve milli omurgaya husumet besleyen marjinal yapılara alan açmasıdır. 

Kendisine yönelen her kültürel dayatmada karşılarında kurucu lideri gören kitleler, zamanla tepkilerini elitist politikalara değil, bu politikaların kalkan yapıldığı lidere yöneltmiştir.


Halktan Kopuş ve Sandıktaki Mantıksal Sonuç: 


Milletin kültürel kodlarıyla çatışan bu ithal dönüşümün halk nezdinde bir geçerliliği olmamıştır. Çok partili döneme geçilen 1946’dan bu yana, kurucu iradeyi marjinal söylemlerin ve elitist tutumların gölgesinde bırakan anlayış, kendi kurduğu bu topraklarda tek başına iktidar olabilecek kitlesel bir halk desteğine ulaşamamıştır.


Sol Siyasete Net Uyarı:


Cumhuriyet’i elitist dayatmaların arkasına gizlemek, kurucu liderliği bir partinin tapulu mülkü gibi görmek ve milli devlete mesafeli marjinal anlayışlara alan açarak Kurucu İrade’yi dar bir kadro kimliğine sıkıştırmak, Cumhuriyet vizyonuna yapılmış en büyük kötülüktür. Kurucu irade ideolojik bir grubun sığınağı değil; devletin birleştirici aklıdır.


II. TÜRK SAĞINA VE MUHAFAZAKÂR SİYASETE İHTAR:


Cumhuriyet Karşıtı Odakların Tuzağından ve İttifakından Çıkın!


Türk sağ ve muhafazakâr siyasetinin çok partili hayata geçiş sürecinden itibaren sergilediği tutum, en az solun yaşadığı eksen kayması kadar derin ve tahripkârdır. Geçmişteki kimi idari uygulamaları bahane ederek kurucu kurumlara ve devletin temel niteliklerine husumet beslemek muhafazakârlık değil, yıkıcılıktır.


Türk sağının acilen yüzleşmesi gereken bu apısal kırılma şu somut zeminler üzerinde yükselmektedir:

Soğuk Savaş İpotekleri ve Küresel Entegrasyon Kolaycılığı: 


Sağ siyaset, Soğuk Savaş konseptinin ürettiği vesayet şemsiyesi altında, Kurucu İrade’nin tam bağımsızlıkçı, devletçi ve milli iktisadi omurgasını küresel sisteme eklemleme kolaycılığına kaçmış; bürokratik vesayetle mücadele söyleminin arkasına gizlenerek devletin temel kurumsal hafızasını aşındırmıştır.

Solun İllüzyonuna Teslim Oluş ve Fikri Acziyet: 


Sağ siyaset, solun kurguladığı "gardırop Atatürkçülüğü" illüzyonuna teslim olmuş; "Madem kurucu semboller onların elindedir, o halde bizim karşımızdadır" kolaycılığına sığınmıştır. Kendi değerlerine yönelik yapılan her baskıda suçu uygulayıcıda aramak yerine, doğrudan devletin kurucu liderine yöneltme sığlığını göstermiştir.


Reaksiyoner ve Cumhuriyet Karşıtı Odakların Kucağına Düşmek: 


Sağ kadrolar, oy devşirme hırsıyla Cumhuriyet kurulurken kurucu iradeye ve devletin asli mimarisine karşı cephe alan reaksiyoner ve tarihsel husumet odaklarının tezlerini sahiplenmiş; sırf bürokratik vesayete tepki göstermek uğruna bu marjinal kesimlerin söylemlerine kitlesel meşruiyet kazandırmıştır.


Kurucu İradenin Anti-Emperyalist ve Sahih Manevi Özünü Iskamak: 


Anadolu insanı, yaşadığı bürokratik baskıların hırsını kurucu liderin hatırasından almaya teşvik edilirken; sağ siyaset, bu toprakların emperyalizme karşı verdiği milli mücadeleyi, onun anti-emperyalist karakterini ve Kur'an-ı Kerim tefsirini (Elmalılı Hamdi Yazır) bizzat devlet eliyle yaptırarak sahih dini ihya etme çabalarını bilinçli olarak perdelemiştir.


Sağ Siyasete Net Uyarı:


Kendi devletinin kurucu aklıyla ve kurucu hafızasıyla kavgalı olan, Cumhuriyet karşıtı tarihsel odakların söylemlerinden beslenen ve milli bağımsızlık ilkesini küresel dengelere kurban eden bir hareketin bu topraklara sunabileceği kalıcı ve kuşatıcı hiçbir vizyon olamaz. Kurucu iradeyi marjinal anlayışların ve kurucu düşmanı odakların elinden çekip almak Türk sağının bu millete borcudur.


III. HAKİKAT:


Kurucu İrade ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nedir?


Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucu aklı, ne sağın ne de solun kendi taraftarlarını devşirmek veya marjinal unsurlarını ikna etmek için kullanacağı bir siyaset malzemesi ya da pasif bir "orta yol" değildir. Kurucu İrade, doğrudan doğruya Türk milletinin tarihinden, sosyolojisinden ve tam bağımsızlık ihtiyacından doğmuş milli ve özgün bir Devlet Doktrinidir.

Bu doktrinin hakikati, sağın ve solun ezberlerini bozan iki temel sütun üzerinde yükselmektedir:


Sola Hitaben Hakikat (Sınıf Çatışmasını Reddeden Anti-Emperyalist Halkçılık): 


Solun iddia ettiği gibi marjinal bir sosyal demokrat, Batı taklitçisi veya küreselleşmeci değildir. Sınıfların ve etnik grupların kavgasını reddeden, üretken milli sermayeyi ve sınıfsız toplumsal dayanışmayı (meslekler dayanışması) savunan anti-emperyalist bir halkçılıktır. Akla, bilime, anayasal eşit vatandaşlığa ve tam bağımsızlığa dayanan devrimci bir kulvardır.


Sağa Hitaben Hakikat (Mukaddesatın Hamisi ve Yerli Milliyetçilik): 


Sağın zannettiği gibi milli değerlere mesafeli bir elitizm veya inanç karşıtlığı değildir. Türk milletinin izzet-i nefsini ayağa kaldıran, tarih şuurunu inşa eden, hurafelerle mücadele edip sahih mukaddesatı muhafaza eden kararlı ve bağımsızlıkçı bir milliyetçiliktir.


Kurucu irade ne sağdır ne sol; doğrudan doğruya akla, bilime ve tam bağımsızlığa dayanan Türkiye Cumhuriyeti’nin ta kendisidir!


IV. SİYASAL ARAYIŞLAR VE "YENİLEŞME" İLLÜZYONU:


Zihniyet Değişmedikçe Tabela Değişimi Çözüm Değildir!

Mevcut sistemin ürettiği tıkanıklıklara karşı yeni yollar arayanların ve "Yeni Siyaset" iddiasıyla yola çıkan tüm oluşumların düşeceği ilk büyük tuzak, ilkesel ve zihinsel bir dönüşüm yapmadan sadece yeni binalara taşınmak ve var olan tepkiselliği bir siyasi vizyon sanmaktır.

Bu sığ yenileşme illüzyonu şu temel yanlışlar üzerinde batan bir zemine oturmaktadır:

Doktrinsizlik ve Ambalaj Siyaseti: Siyaset yapma iddiasındaki yeni kadroların düştüğü en büyük yanılgı; ambalaj değiştirmeyi veya yeni binalara taşınmayı "milleti anlamak" sanmalarıdır. Doktrini olmayan, ideolojik omurgasını netleştiremeyen hiçbir yapının ambalaj yenileyerek Türkiye’nin temel meselelerini çözme şansı yoktur.


Tepki Oylarına Sığınan Kolaycılık: 


Eski yapıların hatalarından beslenerek sadece dönemsel bir öfkeyi konsolide etmeye çalışmak kalıcı bir siyaset inşa etmez. Siyasi ajandasını "eskinin karşıtlığı" üzerine kurup kendi milli doktrinini ortaya koyamayan anlayışlar, tavanı düşük bir tepki partisinden öteye geçemez.


Eski Kavgaları Yeni Binalara Taşımak: Anadolu insanının zihninde var olan "tepeden inmeci hantal yapılar" imajı kırılmadan, vitrinler sadece eski aktörlerle doldurulduğu takdirde toplum bu hareketleri "Zihniyet aynı, sadece tabela değişmiş" diyerek parantez dışına iter.


Yeni Oluşumlara Net Uyarı:


Eğer yeni bir siyasal anlayış inşa edilecekse, Kurucu İrade’yi kamucu, üretken, adil, milli dayanışmayı esas alan ve Anadolu'nun muhafazakâr-merkez değerlerini kuşatan yerli bir doktrin olarak yeniden inşa etmek şarttır. Aksi halde elde edilecek sonuç tavanı düşük bir tepki oyundan öteye geçemez.


V. SON SÖZ:


Türkiye’nin Gelecek Sınavı

Bugün ister iktidar blokunda yer alsın, ister muhalefette; isterse eski yapılardan kopup "Yeni Siyaset" iddiasıyla yeni bir yol arayışında olsun, Türkiye’yi yönetme iddiasındaki tüm kadroların vermesi gereken tek bir tarihi sınav vardır:


Devletin kurucu iradesini ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü; tarafların birbirini dövmek, sövmek veya kendi radikal unsurlarını tatmin etmek için kullandığı bir siyasi cephe hattı olmaktan çıkarmak; ideolojik ipotekleri, küresel bağımlılıkları ve tarihsel husumetleri temizleyerek Cumhuriyet’in asli ayarlarına dönmek ve toplumsal barışı inşa etmek.


Bu sınavın ortası veya konjonktürel bir bahanesi yoktur:

Ya bu kurucu aklı dar siyasi hesaplardan, marjinal tuzaklardan ve ithal ezberlerden kurtarıp milletin sarsılmaz ortak çatısı yaparsınız;


Ya da "Biz bu milleti anlıyoruz, Türkiye'nin partisiyiz" iddiasından tamamen vazgeçersiniz.

Çünkü ikisi aynı anda olamaz. 

Hem Kurucu İrade’yi dar bir kadro kimliğine mahkûm edip araçsallaştırmak hem de bu milletin tamamını temsil ettiğini iddia etmek mantıksal bir çelişkidir. 

Türkiye’nin geleceği; ambalaj değiştirenlerde değil, devletin kurucu aklını yeniden milletin ortak vizyonu haline getiren iradede saklıdır.

16
2

Yorumlar

1
t
tuğba caner6 Ağustos 2026

Kaleminize sağlık.

Düşüncelerinizi Paylaşın