6 TEMMUZ 2026

​TÜRK SOLUNA VE SOSYAL DEMOKRATLARA TARİHSEL UYARI: ATATÜRK’Ü İDEOLOJİK İPOTEKTEN ÇIKARIN VEYA KURULUŞ AYARLARINA DÖNÜN...!

Türkiye’nin çok partili siyasi hayatı ve modern düşünce tarihi incelenediğinde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yaşadığı ideolojik kırılma, ülkedeki kutuplaşmanın ve sosyolojik ayrışmanın en temel köşe taşıdır.

Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün inşa ettiği özgün, birleştirici ve milli temellere dayanan siyasi mimari, özellikle 1960 sonrasındaki küresel rüzgarlarla birlikte ağır bir kabuk değişimine uğramıştır. Bugün gelinen noktada Türkiye siyasetinin önündeki en acil ödev; ya Atatürk’ü bir partinin tekelinden ve bagajından kurtarmak ya da CHP’yi derhal fabrika ayarlarına geri döndürmektir.

1. Altı Ok’un Parçalanması ve "Seçici" İdeoloji

Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu Altı Ok (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılapçılık), birbirini tamamlayan ve biri olmadan diğerinin eksik kaldığı organik bir bütündür. Bu sistem, Batı'dan ithal edilmiş hazır bir şablona değil, Türk milletinin kendi sosyolojik gerçeklerine dayanıyordu.

Ancak 1960’lı yıllardan itibaren CHP, partiyi siyasi yelpazenin soluna çekebilmek adına bu bütünsel mirasa "seçici" bir yapıyla yaklaştı. Altı Ok’un içinden sadece Halkçılık ve Devletçilik ilkeleri cımbızla çekilerek öne çıkarıldı. Üstelik bu ilkeler de Atatürk’ün yüklediği milli anlamlardan koparılarak, dönemin evrensel sol ve sosyal demokrat literatürüne göre yeniden formüle edildi. Bu seçici yaklaşım, partinin tarihsel omurgasını zedeleyen ilk büyük çatlağı oluşturdu.

2. Milli Dayanışmadan Sınıf Çatışmasına

Atatürk’ün Türk devrimine kazandırdığı en özgün yaklaşım, Avrupa tarihini kana bulayan "sınıf çatışması" modelini kökten reddetmesiydi. Toplumu oluşturan tüm kesimleri birbirinin düşmanı değil, ortak milli hedeflere yürüyen bir makinenin uyumlu dişlileri olarak görüyordu. Bu vizyonun adı; imtiyazsız, sınıfsız ve kaynaşmış bir kitle ideali, yani milli dayanışmaydı.

1960 sonrasında ise dünyadaki sosyalizm rüzgarlarını arkasına alan yeni CHP yönetimi, bu birleştirici dili tamamen tasfiye ederek ezen-ezilen, işçi-işveren gibi sınıfsal ve kutuplaştırıcı bir jargona sarıldı. Atatürk’ün bütünleştirici felsefesi boşa çıkarılarak siyaset bir ortak payda olmaktan koparıldı. Toplumun bir kesimi peşinen "karşı tarafa" (orta ve ortanın sağına) itilerek, Türkiye’deki yapay sağ-sol kamplaşmasının taşları bizzat bu dönüştürme rüzgarıyla döşendi.

3. Büyük Yıkım:

Atatürk’ün Siyasallaştırılması ve Toplumun Karşısına Oturtulması

Bu dönüşüm sürecinin Türk sosyolojisine ve ortak hafızasına verdiği en büyük, en tamir edilemez zarar ise bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsiyeti üzerinde yaşandı. Ne sağcı ne solcu olan; tam bağımsızlıkçı, milliyetçi ve çağdaşlaşmacı kimliğiyle bütün bir milletin ortak çatısı olması gereken Atatürk, CHP’nin eksen kaymasıyla birlikte adeta bir partinin tekelindeki siyasi kalkana ve sopaya dönüştürüldü.

CHP, gerçekleştirdiği bu sol/sosyal demokrat dönüşümü ve yukarıdan aşağıya modernist politikaları halka dayatırken, meşruiyet zeminini hep "Atatürk’ün arkasına sığınarak" kurmaya çalıştı. Bu durum, Anadolu’nun muhafazakar, dindar ve sağ sosyolojisinde çok tehlikeli bir algı kırılması yarattı:

Kendilerine yönelen her elitist baskıda, her kültürel dayatmada karşılarında Atatürk simgesini gören kitleler, zamanla tepkilerini bu yanlış politikalara değil, bu politikaların arkasına gizlendiği lidere yönelttiler.

Sonuç olarak bu dayatmacı strateji; Atatürk’ü her kesimin saygı duyduğu milli bir kurucu lider olmaktan çıkarıp, toplumun bir kesiminin körü körüne kutsadığı, elitizmin faturasını ona kesen diğer bir kesiminin ise öfke duyup "sövdüğü" yapay ve kavgalı bir figür haline getirmiştir.

Ortak bir değer olması gereken devletin kurucusu, toplumsal bir barış köprüsü olmaktan çıkarılmış; bir kesimin diğer kesimi dövmek için kullandığı siyasi bir argüman haline getirilerek toplumsal kamplaşmanın tam merkezine fırlatılmıştır.

4. Halktan Kopuş ve Sandıktaki Karşılıksızlık

Tarihsel veriler ve seçim sonuçları, yukarıdan aşağıya doğru kurgulanan ve milletin kültürel kodlarıyla çatışan bu ithal dönüşümün halk tarafından asla onaylanmadığını açıkça göstermektedir.

Türkiye, 1946 yılında çok partili döneme geçip iradeyi sandık yoluyla millete teslim ettiğinden beri CHP, kendi kurduğu bu topraklarda (istisnai dönemler hariç) tek başına iktidar olabilecek kitlesel bir halk desteğine ulaşamamıştır.

Anadolu insanı, Atatürk’ün adını arkasına alarak topluma yön vermeye çalışan ancak onun milli, birleştirici ve dayanışmacı ruhunu tamamen kaybetmiş olan bu yeni devşirilmiş yapıyı benimsememiş, ona kalıcı bir mesafe koymuştur.

Son Söz: Tarihsel ve Siyasal Zorunluluk

CHP’nin 1960 sonrasındaki "Ortanın Solu" hikayesi, iddia edildiğinin aksine bir ilerleme değil, Atatürk’ün özgün Türk devrimi vizyonundan geriye doğru radikal bir sapmadır. Milli değerleri evrensel sol akımların içinde eriten bu süreç hem Atatürk’ün birleştirici mirasını budamış hem de CHP’yi milletin geniş muhayyilesinde çıkmaza sürüklemiştir. Toplumsal barışı yeniden tesis etmek ve devrimlerin asıl ruhunu canlandırmak için bugün atılacak ilk adım, başlıkta gizlidir:

Ya Atatürk’ü bu dar kurumsal bagajdan azat edip tüm milletin ortak çatısı haline getireceğiz

Ya da o partiyi bizzat kurucusunun "Gazi ayarlarına" geri döndüreceğiz.

7

Yorumlar

0

İlk yorumu siz yapın...

Düşüncelerinizi Paylaşın