6 TEMMUZ 2026
Türkiye ve Orta Doğu’da Güç Dengesi: Realpolitik Perspektifi
Orta Doğu’daki gelişmeleri anlamak için sadece anlık olaylara bakmak yeterli değil. Tarihsel perspektif, bölgesel aktörlerin motivasyonları ve küresel güç dengeleri bir araya geldiğinde tablo netleşiyor.
İran, bölgesel bir güç olarak uzun yıllardır ayakta. Şiilik mezhebi nedeniyle İslam dünyasında genel kabul görmese de, bu dini tercih onun jeopolitik etkisini azaltmıyor. İran’ın önemi kendi gücünden değil, stratejik konumundan ve vekâlet savaşlarıyla bölgeyi kontrol edebilme kapasitesinden kaynaklanıyor. Rusya ve Çin’in karşısında tampon bir bölge aktörü olarak hareket ediyor; vekil milisleriyle bölgesel dengeyi sağlıyor. İran’ın küresel müttefiki yok, ama bölgesel etkinliği büyük. Modern çatışmalarda İran’ın rolü doğrudan savaş çıkarmak değil; vekâlet savaşları ve diplomasi yoluyla kendi güvenliğini korumak ve etkisini artırmak üzerine kurulu.
Türkiye ise farklı bir konumda. ABD ile NATO çerçevesinde yapısal bir müttefikliği var; İsrail ile ise çıkar dengeleri ve taktiksel işbirliği üzerinden ilişkiler yürütüyor. Türkiye’nin bölgedeki etkisi, İran gibi vekil savaşlarla değil, diplomatik ve stratejik hamlelerle hissediliyor. Türkiye’ye yönelik doğrudan bir tehdit görünmüyor; ancak NATO’dan kopma veya bölgesel müdahale girişimleri durumu değiştirebilir. Günümüzde Türkiye, bölgesel dengeleri ve küresel ittifaklarını gözeterek hareket eden bir güç olarak konumlanıyor.
Dış siyaset ile iç siyaset arasındaki fark da kritik. İç siyasette Türkiye, örneğin Gazze’de yaşanan çatışmalarda sert açıklamalar yapabilir; ancak bu sözler resmî stratejik durumu değiştirmez. Bahçeli’nin de vurguladığı gibi siyaseten söylenenler çoğu zaman mesajdır; alınmış karar veya fiili uygulama değildir. İç politikada sert dil kullanmak kamuoyunu tatmin etmek veya diplomatik baskı yaratmak için tercih edilir, ancak dış politikada Türkiye stratejik çıkarlarını ve bölgesel dengeleri gözeterek hareket eder.
Türkiye’yi bölgesel ve küresel dengelerde “sıraya sokmak”, tarihi, bugünü ve geleceği doğru okumamaktan kaynaklanır. Bu, argüman geliştiremeyen siyasi aktörlerin, menfaat gruplarının ve kendi kısa vadeli çıkarları uğruna ülkeyi yanlış yönlendirenlerin eseridir. Oysa Türkiye, bölgesinde ve dünyada askerî, ekonomik ve stratejik ortaklıklarıyla kendisini kabul ettirmiş bir güçtür. Tarihsel olarak “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışıyla uzun vadeli sorumluluk bilinciyle hareket eden Türkiye, bölgesel krizlerde dengeleri gözeterek hem kendi güvenliğini hem de istikrarı korumayı başarmıştır.
Orta Doğu’nun sıcak çatışmalarında ve vekâlet savaşlarında kritik olan, doğrudan güç değil, dengeleri yönetebilme kapasitesidir. Türkiye, ABD ve NATO çerçevesinde, İran bölgesel etkisini sürdürürken, İsrail ile pragmatik ilişkilerle ve kendi iç dengelerini koruyarak uzun vadeli stratejik üstünlüğünü güvence altına alıyor. Bu açıdan bakıldığında, bölgeyi sadece mezhep veya ideoloji üzerinden okumak yanıltıcı olur; gerçek belirleyici, tarihsel perspektif ve güç dengeleridir.
Yorumlar
1Elinize sağlık
Düşüncelerinizi Paylaşın